Avanos Kızılırmak Gazetesi Haber Portalı

KANDİLLEŞELİM

KANDİLLEŞELİM

Mehmet Ali Talayhan
Kandil en eski medeniyetlerden son yüzyılın sonuna kadar gece karanlığını aydınlatmak amacıyla insan oğlunun ateşten sonra icat ettiği en önemli teknik olmuştur. Dilimize hem Arap ve hem de Latince kökenli bir kelimeden doğup dilimize “Kandil” olarak girmiştir. Aslı Arapça “Kindil”, Latince “Candela” (mum) dur. Sıvı halindeki yağa batırılan bir fitilin yanması ile ortaya çıkan ışıktır. Türkçemizde ışık manası yanında başka manada da kullanılmıştır. Menzil oklarının bozulmadan yerine ulaşmasını sağlamak için özel olarak yapılmış içinde deliklerine okların geçirileceği bir kafes bulunan üstü geniş altı dar ağaç kutu okluk ya da tirden kubur. Camilerde alt alta sıralanarak sarkan tezyinat motifleri; sümbül gibi çiçekleri kandil olan şekiller, kandilli salkım çiçeği gibi taneleri sarkan çiçekli tezyinat.
İlk zamanlarda topraktan yapılma kaplar kullanılmaktaydı. Camdan yapılıp içine su ve yağ konulan kandiller camilerde yakılırdı. Kandil denilince akla gelen kutsal geceler, ışık temin aracı ve başka sahalarda da kendisine yer bulmuştur. Kandil Çöreği; kandil günlerinde yapılıp satılması adet haline getirilen susamlı yağlı çörek. Kandil günlerinde hazır satılanlar olduğu gibi sipariş üzerine yapılıp komşulara dağıtılmak için hazırlanan çöreklerin tebrikleşme aracı olması yanında gönül almanın aracı olmuştur. Kandil kandil dökülmek; çevreye bol bol saçılmak için kullanılan bir tabir olmuştur. Kandil gibi; ayakta duramayacak kadar sarhoş. Kandil kandil sarkmak; Dam veya ağaç dallarından sıra sıra sarkmak anlamında kullanılan bir tabirdir. Çocuk oyunları içinde de kendisine yer bularak köpük haline getirilen sabunun üflenerek balon gibi havada uçurulmasına Kandil uçurmak denilmiştir. Eski Ramazan gecelerinde minare ile cami avlusundaki 2 metre yükseklikte bir yer arasına gerilmiş bir ip üzerinde kandillerle yapılan gösteri şölenine kandil kaydırmak adı verilmişti. Kandilin yakıtı ise düşük kaliteli zeytin yağına kandil yağı denirdi. İnsan ömrünün sonlarına doğru veya vefatı halinde kandilin yağı tükendi denirdi. Aydınlatma aracı olan kandilin ustasına da Kandilci denilirdi. Kandilin bütün hazırlıklarını Kandilci yapardı. Hususi gecelere kavuşanlar birbirleri ile kandilleşirlerdi bu sebepten kandilleşmek geleneği ortaya çıktı. Kandili olana da Kandilli denilirdi. Argo kullananlarda bundan nasiplenerek kandilli küfür icat etmişler. Bir zamanların zarifleri selamlaşırlarken kandilli temenna ile birbirlerine icabet ederlerdi. Elin birkaç defa arka arkaya kaldırılması suretiyle verilen hürmetkârane teferruatlı eski selâm şeklidir. Kandilin yakıldığı yere kandillik denilirdi. Minarelerin şerefelerinin dışına yukardan aşağı asılan ve üzerinde kandil oturtulacak yerleri bulunan yassı demir çubuğa verilen isim de kandilliktir.
Kandil insan hayatına ateşin icadı ile girdi. Paleolotik dönemde (Homo Erectus) keşfedilen ateş insanlık hayatının en önemli keşfi olmuştur. Ateşin hayatın her safhasında yer alırken aydınlatma aracı olarak da insan hayatındaki yerini almıştır. Kazılardan elde edilen bulgulardan anlaşıldığına göre; Mısır, Fenike, İbrani medeniyetinde elde taşınan kandiller kullanılmıştır. Sonraki medeniyetlerin de aynı yöntemi kullandıkları biliniyor. Kazılarda Roma medeniyetine ait en eski kandil M. Ö 3.yüzyıla aittir. Pagan tapınaklarında kullanılan kandil sonraki zamanlarda kiliselerde ve din farkı gözetmeksizin bütün dinlerin ibadethanelerinde kullanılmıştır. Dini mekânlarda ateşin aydınlatma aracı olarak ilk kullanılması Yahudilerden diğer medeniyetlere geçtiği şeklindedir. Pagan geleneklere sahip bazı topluluklarda gündüzleri de kandil yanmıştır. Açık alanlarda kutsal olarak kabul edilen bazı ağaçlara kandil asıldığı tespit edilmiştir. Mezarlar da kandillerin yandığı yerler olmuştur. Roma dönemine ait amfiteatrlar kandillerle aydınlatılırdı. Bazı şehirlerin geceleri sokakları kandille aydınlatıldığı anlaşılmıştır. Antik çağlarda kandiller kurşun, cam, taş ve pişmiş topraktan yapılmıştır. En çok kullanılan bronz ve pişmiş topraktan yapılan kandillerdir.
Kandil iki kısımdan ibarettir. Hazine ve fitil konan emzik diye tabir edilen kısımlardır. Hazine kısmı yuvarlak veya yassı olup bazısını üstü açık bazısının kapalıdır. Kapalı olanları kapaklarında bir veya birkaç delik olurdu. Her kandilde kulp bulunmazdı. Emzikleri çift olanlar vardı. Tek emzikli olanlar çift emzikliler kadar ışık vermezlerdi. Zamanla fitiller çoğaltılarak 20’ye kadar çıkmıştır. Fitiller kükürtlü üstüpüden veya papirüs bitkisinin yapraklarından yapılırdı. Fitili düzeltmek için kandile bir zincirle bağlı ufak bir maşa bağlanırdı. Yakıt olarak kalitesi düşük zeytinyağı kullanılırdı. Buna tuz ilavesi de yapılırdı.
Kandil tezyinatları öteden beri uygulanan bir ameliye olmuştur. Hayvan şeklinde yapılan kandiller yanında kandilin kapağı ve gövdesine çeşitli figürler tezyin edilmiştir. Hayvan şeklinde yapılan kandillere bir tılsım yüklenmiştir. İnsan vücudunun bir kısmı kol, bacak, ayak motifli olanları yanında kayık şeklinde yapılanlar da olmuştur. Bazı kandillerde erotik şekillerde yapılmıştır. Bazılarında mitolojik kahramanların figürleri kullanılmıştır. Hıristiyanlık dönemlerine ait kandillerde İncil’den sahneler yapılmıştır.
Kandillerin yanmasını sağlayan hususi bir mekanizması vardı. Fitilin suya dokunmaması için yağın yüzeyine şamandıra denilen mantar parçalarından yapılmış ıskara adlı küçük bir alet konulurdu. Şamandıra yağın üzerinde durarak yağ azaldıkça yağ ile birlikte azalır suya dokunan fitil ıslanır ve sönerdi. Kandilin emniyeti bu şekilde sağlanmış olurdu.
İslâm medeniyetinin simgelerinden olan camilerde kandil aydınlatma aracı olarak kullanan Müslümanlar kandile dini manalar yüklemeyi ihmal etmemiştir. Cami medrese ve tekkelerdeki kandiller hususi olarak hazırlanırdı. Cami ve tekkelerdeki kandiller cam çini gibi daha estetik malzemeden yapılırken üzerine çeşitli motifler yapılması ihmal edilmemişti. Kubbelerden sarkan avizelere kandillik adı verilmiş mekânın uhreviliğini arttıran bir obje gibi kendisine yer bulmuştu. Gece kandili yatak odalarının olmazsa olmazıydı. Yatak odalarının kandili bir bardak içinde su ve zeytinyağı üstüne şamandıralı pamuk fitili kullanılırdı. Cami kubbelerinin ortasına asılan Top kandil hususi gece ve günlerde özel ilgi ve itina ile mekânı tenvir ederdi.
Türklerde ilk defa kandil geceleri konusunda kayıtlara göre Sarı Selim (II. Selim 1566-1574) döneminde minarelerde kandil yakma adeti başlamıştır. Balıkhane Nazırı Ali Rıza Bey’in Bir Zamanlar İstanbul isimli eserinde belirttiğine göre II. Abdülhamid kandil gecelerinde şeyhleri nöbetle saraya davet ederek mutat olan âyini dervişleri ile birlikte sarayda birlikte yapmayı adet edinmişti. Ramazan ayında minareler kandil asılması II. Selim zamanında başlamıştı. Çift minareli camilerde minareler arasına dizilen kandiller yeni bir mesleğin icat edilmesine vesile olmuştur. Bu sanat dalına mahyacılık denilmiştir. Minareden minareye gerilen bir halat üzerinden makaralarla sarkıtılan kandillerle kurulan düzeneğe mahya denilmiştir. Ramazan ayının ve kandil gecelerinin habercisi kandilli mahyalar üzerine yazılan yazılar gecelerin önemini belirtirdi. Musahipzade Celal’in “Eski İstanbul Yaşayışı” isimli eserinde mahyacılık ince bir sanat olarak gösterilmektedir. Her kandilin makaralı ipine vurulan düğümlerin sayısına göre kandilleri istenilen şekilde sırasına yerleştirmek suretiyle sülüs veya celi bir yazı resmetmek hiç de kolay değildi. Mahyacı minareden mahya halatına kandilleri sallandırırken düğümlerin hesabını şaşırmamak zorundaydı. Bir kandilin bir düğümünü eksik veya fazla atması halinde mahya karmakarışık olurdu.
Berat ve Miraç Kandili 1577 de III. Murad zamanında Koca Mustafa Paşa Dergâhı şeyhi Necmeddin Hasan (hacdan döndükten sonra Yemen’de vefat eden) isteği padişah fermanı ile kutlanmaya başlandı. Ramazan’ın birinci gecesinden Bayram gecesine kadar minarelerin kandil ile tenvir edilmesi 1610 yılından itibaren gelenek haline getirildi. Ramazan gecelerinde mahya kurmak Süleymaniye, Sultan Ahmet, Valide Sultan camilerine mahsus iken Nevşehirli Damat İbrahim Paşa’nın tembihi ile Ayasofya, Fatih, Beyazıt, Sultan Selim, Şehzade ve Eyüp camilerine mahya kurulmuştur. Mahyalara yazılan yazılar arasında bazen ilginç resimlerde asılırdı. Mahyacının kabiliyeti ile mütenasip resimler arasında en meşhur olanlardan biri Nevşehirli Damat İbrahim Paşa tarafından vakanüvis yapılan Çelebizade Asım’ın mısralarında yer bulan Şehzade Camiine asılan Hz. Ali kılıcını sembolize eden Zülfikar mahyasıdır. Ramazan’ın birinci gününden başlayan kandil yakma geleneği bayram gecesine kadar devam ederken Bayram gecelerinin suskun ve sessiz geçiştirilmesi minarelerin ve camilerin ışıksız kalmalarına Nevşehirli Damat İbrahim Paşa tarafından son verildi. İbrahim Paşa minarelere ateşten kaftan giydirerek yeni bir gelenek başlattı.
Kandil mübarek gün ve geceler için de kullanılan bir tabir olagelmiştir. Bunlara kandil-i şerif adı verilmiştir. Minarelerde kandil yakıldığı için bu ad verilmiştir. Kandil geceleri ise; Kadir, Miraç, Berat, Regaip olarak kabul edilmiştir. Bu gecelere Arapça gece demek olan Leyle ’nin ilavesi ile “Leyle-i Kadir, Leyle-i Miraç, Leyle-i Berat ve Leyle-i Regaip” tir. Cami ve tekkelerde hususi olarak bu işleri yapan kişilere Kandilci veya Çerağcı adı verilmişti. Devrin ulemasının devlet adamlarının istişareleri sonunda Hicri aylardan Ramazan ayının yirmi yedinci gecesi Leyle-i Kadir, Recep ayının yirmi yedinci gecesi Miraç, Şaban ayının on beşinci gecesi Berat, Recep ayının ilk cuma gecesi (Perşembe) Regaip ve Rebiyülevvel ayının on ikinci gecesi Mevlit Kandili olarak belirlenmiştir. Tekkelerde kandil gecelerinin ayrı bir yeri olur burada yapılan âyinler halkın büyük ilgisini çekerdi. Camilerin bir kısmında bulunan kutsal olarak kabul edilen ve Hz. Muhammed’e ait olduğu rivayet edilen eşyalar devlet ricali ve ardından halkın ziyaretine açılırdı. Devrin şair ve edipleri bu geceler mahsus yazdıklarına hususi adlar verilmişti. Regaibiye, Miraciye, muharrem için muharremiye, gibi eserler edebiyatımızın artık kullanılmayan eserleri bir zamanların en çok okunan eserleri arasında olmuştur. Dini – tasavvufi konulu edebi eserler yanında sanat musikisi ve halk musikisi formatında yapılan eserler usta yorumcular tarafından icraları yapılır ve ilgi ile takip edilirdi. “Kandil geceleri kandil oluruz/Kandilin içinde fitil oluruz/Hakkı göstermeye delil oluruz/Fakat kör olanlar bilmez bu hali.
Kadir gecesi diğer gecelerden farkı hakkında Kur’an’ı Kerim içinde kendisinden bir sure ile bahsedilmesidir. İslami etkilerin cemiyet içinde yoğun olarak hissedildiği ramazan ayının içinde bulunan Kadir Gecesi ayrı bir ehemmiyetle idrak edildiği ve islam dünyasında birlikte kutlanan tek gecedir. Diğer kandil geceleri sadece Türkler tarafından kutlandığı gecelerdir. Osmanlı Türklerinde şairler gecenin manevi atmosferini yansıtan şiirler kaleme almışlardır. Klasik edebiyatımızda Kadir gecesi kavramı metinlerin bir kısmında ya da tamamında çeşitli teşbihler ve mecazlarla dolu olması dikkatleri bu eserlere çevrilmesine vesile olmuştur.
Mübarek geceler diye tabir edilen “Leyle-i Kadir, Leyle-i Miraç, Leyle-i Berat, Leyle-i Regaip” geceleri minarelerde kandil yakılması şehirde ev ve dükkanların önlerine kandil asılması ve beşer defa top atılması 1835 yılında II. Mahmud zamanında gelenek haline getirildi. 1845 yılına kadar bazı devlet büyüklerinin yapmaları gereken merasimler arasında kandil gecelerinde mehter çaldırmaları ve sıra ile mahya kurdurmaları gelenek haline getirildi. 1845 yılında bundan vaz geçildi. Kandil yakılması adeti bazı padişahlar zamanında değişikliğe uğramışsa da bir müddet daha devam etmiştir. Osmanlı İstanbul’unda kandil gecelerinin minarelere yansıyan uhrevi havasını şimdilerde teknolojik aletlerin ruhsuz klavyeleri arasında manevi hava teneffüs etmek isteyenlerin beyhude çabaları şimdilik biraz daha sürecek gibi duruyor.
Kandil geceleri içinde en çok rağbet edilen gece Kadir Gecesi kandilidir. Edebiyatımızda, Leyle-i kadr, Şeb-i kadr, Şam-ı kadr gibi isimlerle anılmıştır. Gerçek ve mecaz manaları edebi metinlere sıkça konu olmuştur. Bunlar arasında Şeyhi’nin Kadir Gecesi için yazdığı gazel en ünlü olanlardandır. Bu gazelin bir beytinde “Seher-i mahşere dek gün bigi bî – dâr olalım/K’oldu âlemdeki maksûd müyesser bu gece” (Bu gece alemlerin yaratılış amacı ortaya çıktı. Mahşer sabahına dek gün gibi uyanık olalım) der. Bu gecenin kıymetini bilenlerden olmak nasiplenmek için gayret gerekir. Kandil gecelerinin dilimize kazandırdığı Kandilleşmek günümüzde kullanılmasa da inananların birbirlerine söyledikleri “kandiliniz hayırlı olsun” deyimi yerine “kandilinizi tebrik ederim” demek suretiyle kandilleşmeleri maksada daha uygun olmaz mı? Kandil ile mübarek olunuz.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ