Avanos Kızılırmak Gazetesi Haber Portalı

KAHVE İÇER MİSİNİZ?…

KAHVE İÇER MİSİNİZ?…

Mehmet Ali TALAYHAN

Adına ticari mekânlar açılan yegâne içecek olmanın keyfini hâlâ sürdürmektedir. Tarihte yüklendiği görevi itibarıyla içine konulduğu kabın özelliği itibarı ile cazibesini daha da arttırmıştır. İtibarlı konak sahiplerinin halayıklarının nazik ellerinde gezerken bile keyifli zamanların efendisi olmanın tadını hâlâ sürdürmekte midir? Ya da tahtından indirilmenin tehlikesini hissederek tadını ve içine girdiği kabın şekline bürünerek endişeli bir bekleyiş içinde midir? Nasıl endişeli olmasın ki? Zarif, nazik, kınalı eller üzerindeki altından işlemeli fincanlar yerine kendisinden bozma tanımadığı karışımlarla üzerine kaynar su boca edilerek plastik kaplarda tanımadığı ellerde dolaşmasını “ne hallere düştüm” der gibi yadırgamaktadır.

Yetiştiği bölgenin adının fonetik yakınlığından isim aldığı kanaati daha yaygındır. Arapça kökenli içecek şey veya şarap anlamında kullanıldığı bilinmektedir. Arapça’ dan Türkçe’ ye geçip, Türkçe’den de Avrupa ve bütün dünya dillerine yayılmıştır. “Kahve“nin teskin edici ve insanı diri tutma özelliğinden dolayı önceleri ilaç nazarı ile bakılmıştır. Kahve’nin hikâyesinin Türkler tarafından yazıldığını söylersek hata yapmış olmayız. Türklerin kahve ile karşılaşmaları sonrasında kendilerine has bir ameliye ile içilecek hale getirilmesi sonrasında yaşanan süreç uzun araştırmaların konusudur. Türklerin kahveyi kendilerine has bir tarzda pişirerek içmeleri de bütün dünyanın gıpta, merak ve ilgi ile takip edilmesine vesile olmuştur. Dünyanın her yerinde Türk Kahvesi olarak ünlenmesinin sebeplerinden biri de budur.

Kahve’nin sakinleştirici özelliği, insan sinirlerini uyarıcı olması hasebiyle birlikte itibar ve kıymet ifadesi olarak da görülmüştür. Bu sebeplerle kendisi için hususi toplantıların yapılmasına vesile olmuştur. Köşklerin, konakların, yalıların sahiplerinin verdikleri davetlerde kahvenin ikram edilişinin seremonisi ise ayrı bir bahis konusudur. Köşklerde, yalılarda yapılan cemiyetlerin bahanesi olarak kahve baş köşeyi kapmıştır.

Sohbet ve bundan mülhem olacak olan muhabbetin kaynağı olması cemiyetin ileri gelenlerinin kıymet verdiklerine ikram malzemesi olmuştur. Kahve ârifan ve zârîfan meclislerinin köşklerinde yapılan meclislerin bahanesi olmaktan kendisini alamadığı gibi seremonisinin yalıdan yalıya veya köşkten köşke hakkındaki konuşmaları günlerce sürdüğü olmuştur. Kahve meclislerinin bu kadar çok itibar görmesinin sebebi itibarını korumak amacı veya daha da arttırmak isteyenler için bir fırsat meydana getirdiği muhakkaktır.

Kahve’nin bir zamanlar insanlar tarafından tıbbi bir değerinin olduğuna kanaat getirilmiştir. Kısa zaman içince tıbbi faydasının fark edilmesine rağmen yine de zevk ve eğlence aracı olmaktan kendisini kurtaramamıştır.

Musiki meclisleri onsuz yapılmaz olmuştu. Tasavvuf mensupları onsuz muhabbetin sağlanamayacağına inanmaya başlamışlardı. Hemen söyleyelim ki kahve tasavvuf sahipleri tarafından ilk defa içilmeye başlanmıştır. Kahvenin ilk defa tasavvuf erbaplarınca içilmeye başlandığına dair şimdiye kadar itiraz eden hiç kimse olmamıştır. Tasavvuf mensuplarının kahveye itibar ederek içmelerinin sebebi olarak da gece yapacakları ibadetlerinde dolayı kahve’ nin kendilerini diri tuttuklarına inandıklarındandır. Kahve’nin bu hali ile meşru bir içecek olarak benimsenmesine vesile olduğu ifade edilmektedir.

Tartışmalı da olsa ilk defa İstanbul’ a 16. Yüzyılın ikinci yarısından itibaren gelmiştir. Doğuş hikâyesi ile birlikte İstanbul’ a gelirken zaman içinde kendisi için hususi mekânlar yapılmıştır. Kahvenin macerası bundan sonra daha çok renklenmiştir. İçicilerinin çoğalması kendisine olan rağbeti arttırırken durumdan istifade eden tüccarlar gelirlerini arttırmışlar devlet de bunlardan vergi almıştır.

İlk defa tasavvuf erbapları tarafından kullanılmış olduğuna itiraz etmeyen ulema ve sulehâ kahveye karşı olumsuz tavır takınmaya başlamışlardır. Kahve önceleri ruhani bir hüviyet içinde takdim edilirken sonraları içicilerin çoğalması ve kendisi için hususi mekânların yapılması durumu farklı bir noktaya getirmiştir.

Camilerde vaaz veren vaizler, namaz kıldıran imamlar ve minarelere çıkarak şerefeden ezan okuyan müezzinler kahve ve kahvelere karşı muazzam bir karşı koyma arzusunu yüksek perdeden dile getirmeye başladılar. Mistik özelliği yerini miskinlik özelliğine terk edildiği hakkında yüksek perdeden dile getirenlerin kendilerine göre haklılık payları yok değildi.

Kahvelerin yayılma istidadı karşısında şaşkınlık yaşayan ümera işlerinin gittikçe sarpa sardığını görünce buna tedbirler düşünmeye başlamışlardır. Devlet ricali dahil kahvehanelerin çoğalması, kahve ikramı yanında başkaca ikramların kaynağı olmuştu. Ayyaş takımından nabekârlara kadar geniş müşteri kitlesi de kahve müdavimleri arasına girdi. Kahvehaneler adeta bir tembelhane ve fesat ocağı haline gelmeye başladı. Kahve ikramı ile birlikte esrar gibi keyif veren maddeler de buralarda kahve ikramı ile birlikte kullanılmaya başlandı. Kahvehane aşkı! yüzünden işlerini ve eşlerini ihmal edenlerin sebep olduğu felaketlerin yaşanmasına vesile oldu. Bu durumu en çok şikâyet edenler arasında din görevlileri başı çekmekteydi.

Camilerde namaz kılan vaaz dinleyenlerin sayısının azalmasını kahvehanelere bağlayan görevliler feveran ederek bunların kapatılmasını istediler. Adeta durgun bir suya atılan bir taşın etrafında yaydığı dalgalar gibi kahve ve kahvehanelerin aleyhindeki söylentiler ayyuka çıkmaya başladı. Anadolu’ dan gelen işsiz takımının kahvehaneleri mesken tutması çevrelerinde yayılan bekâr odaları buralarda yapılan rezaletler de bu dedikodulara eklendi. Tam bu sırada bir de buradan çıkan bir yangın İstanbul’ un kısmı azamını bir canavar gibi yutması işin tuzu biberi olmuştur (Cibali Yangını ya da tarihteki deyimi ile Harik-i Kebir 1633). Devrin hükümdarı IV. Murad’a devrin ulemasının kahve ve kahvehaneleri musibetlerin uğursuzluğun kaynağı olarak göstermeleri üzerine hem kapatılmış hem de sıkı bir takibe alınmasına vesile olmuştur. Kahvenin Türkler tarafından kullanılmaya başlanmasından kısa bir zaman sonra meşhur Fetvacımız Ebu Suud Efendi’ nin fetvası ile kahve ve afyon tüketicilerinin camiye gelmemeleri gerekçe gösterilerek   aynı zamanda terki namaz edenlerin şiddetle cezalandırılmaları konusunda fetva vermiştir. Tabi bütün bunların yapılması için hukuki desteği aldıkları fetvalarla sağlamışlardır. Kahve karşıtları bu desteği devrin din ulemasında almışlardır. Tasavvuf erbabı dindar insanların ilk kullandığı kahve ve kahvehaneler şimdi de dinsizliğin kaynağı olarak gösterilerek yasaklanması başka bir içecek türü için var mıdır? Bilinmez ama kahvenin hiçbir içecekte olamayan macerası arasında bu ve bunun gibi olaylar da vardır.

İnsanların ilk defa bir araya gelerek saatlerce birlikte vakit geçirdikleri mekânın meydana gelmesine vesile olmanın keyfini kahve çıkarmıştır desek yeridir. Kahveden kahvehane peyda olurken tarihe mal olacak hadiselerin mekânı olacağını tahmin etmediğini biliyoruz. Ancak, tarihi hadiselerin yönlendirmesinin aracı olduğu tarihe az çok aşina olanlar bilirler. Haberleşme mekânı olduğu kadar zulası olan yerlerde gizli planların yapıldığı karanlık hadiselerin merkezleri de olmuşlardır. Sadece bununla kalmamışlardır. Sözlü kültürün sazla icra edildiği muammaları çözenlerin sazının asılı olduğu yerlerde saz sahibinin caka attığı yerler de olmuştur. Daha ne olsun ki sözü sohbeti dinlenen herkesin hürmet ettiği üdeba ve ariflerin arada bir uğradığı kahvehaneler de onlar için daima hazır tutulan kimsenin o sandalyeye ilişmediği hususi yerler olmuştur. Burhan Felek bunlardan biri olan Çiçekçi Kahvesini anlatırken bu konuya temas etmektedir. Sözü dinlenenlerin kahvehaneye teşrifleri önceden haber verilirdi. Kahvehane düzeni ona göre tertip edilirdi. Beklenen geldiği zaman büyük bir tazimle karşılanırdı. Herkes kıdemine göre yerini alarak sohbet başlar ve asla sohbet sırasında ses çıkarılmazdı. Sohbet edenin sözü kesilmez büyük bir huşu ile dinlenilirdi. Sohbet bitiminde aynı tazim ile uğurlanır ve konuşulanlar bir yenisi yapılıncaya kadar bütün mahallede dilden dile aktarılırdı.

Kahvehaneler bir zamanlar bazı seyyar esnafın da uğrak yeri olmuştur. Bunlar arasında sağlık alanında halkın en büyük yardımcıları olan otacılar, dişçiler ile birlikte berberler de buraları mesken tutmuşlardır. Ebu’ s Suud’ dan başlayarak değişik zamanlarda farklı ulema kahvenin ve kahvehanelerin aleyhinde fetvalar vermiş olmalarına rağmen hayatımızın her anında yanıbaşımızda var oldular. Hem kahve yaşadı hem de kahvehaneler. İnsanlar bu keyif verici maddeden dolayı ser vermelerine rağmen vazgeçmediler.

Kahvehane çeşitleri arasında yasak olmasına rağmen esnaflık yapan Yeniçeri Kahvehaneleriydi. Kimse bunlara yan bakamazdı. Bunların ne zaman ne yapacakları belli olmazdı. İsyanlarına burada karar verdikleri olurdu. Himayelerine kimi alırlarsa gün onun olurdu. İsyanları sırasında ne devletlu ne de hünkâr bırakırlardı. Adeta bir şer yuvası olarak nam salan Yeniçeri Kahvehaneleri 1826 yılındaki büyük temizlikle birlikte bu kahvehaneler de kapatıldı. Sadece İstanbul kahvehaneleri bile kültür hayatımızın büyük bir parçası olmak şerefine nail olmuşlardır. Bunları arasında yangın teşkilatımızın temelini teşkil eden tulumbacıların yangın sandıklarının muhafaza edildiği kahvehaneler nam salmışlardı. Her yangın sandığının bir takımı vardı. Bugünkü futbol takımları gibiydiler. Ateşli taraftarlara sahiptiler. Kavgaları yangın süresince devam etmez sonrasında kanlı bıçaklı olurlardı. Bunların arasında devlet memuru olanlar da vardı. Giydikleri hususi formaları elbiselerinin altında daima hazır olurdu. “Yangın varrrrrr” narası duyar duymaz elindeki işi oracıkta bıraktığı gibi zıpkın gibi kapıdan fırlarlardı. Bu arada üzerindeki elbiseleri göz açıp kapayıncaya kadar çıkarırlardı. Altından çıkan sandık üniforması ile bağlı olduğu sandığın muhafaza edildiği kahvede soluk alırlardı.

Mahalle, Yeniçeri, Tulumbacı, Âşık, Semai, Acemin kahvesi, Meddah kahveleri İstanbul’ un şöhretli kahveleriydi. İşsiz, ayyaş, akşamdan kalanların müdavimi oldukları sabahçı kahvelerini de unutmamak gerekir.

İstanbul’ da devamlı sakinleri ile şöhret bulan kahvehaneler adeta bir üniversite gibi çalışmışlardır. Sarafim, İkbal, Meserret ve Küllük bunlardan bazılarıdır. Hâfız- ı Kütüp Ali Emiri Efendi’nin müdavimi olduğu Diyarbekir Kıraathanesi’nde hususi sandalyesine kurulup kahve içip etrafında toplanıp kendisini pür dikkat dinleyen meraklılıkların hayranlıkla bakan bakışlarından ne kadar hoşlandığını kim bilebilir. Kahvelerin içinde kendisine destanlar yazılanlar dahi olmuştur. Küllükname bunlardandır. Kendisi için şiir yazılan kahveler de vardır. Anadolu’nun ortasında insanımızı, tabiatımızı bir kahveyi anlatarak ifade eden şiirler yazılmıştır. Beşir Ayvazoğlu’ nun Çerkezin Kahvesi şiirine konu olan kahve hala yerinde durmakta olup, ancak o da zamanın ruhuna uyarak değişime uğramıştır. Diğerlerinden bir farkı ise ismini hala muhafaza etmektedir. Diğerleri mi? Onlar şimdilerde amudi binaların temeli olarak yeraltına sığınmışlardır.

Kahve, ticari özelliğinin ön plana çıkmasından itibaren men edilme korkusundan kurtulmuştur. Bilakis kahve devletin vergi aldığı önemli bir gelir kaynaklarından biri olmuştur.

Yasaklandığı zaman veya ithal edilemediği kimi zamanlarda az çekirdek ile nohut birlikte kavrularak sahte kahve piyasaya sürülmüştür. Türklerin kahve ile ilk tanışmaları Mısır’ ın fethi ile olmuştur. Kanuni zamanında 1543 yılında İstanbul’a gelmiştir.

İstanbul’da ilk kahvehane 1554 yılında Tahtakale semtinde açılır. Eminönü ve Haliç kıyılarında açılan kahveler kısa zamanda tüccar, esnaf ve ticaret erbabının uğrak yeri olmuştur. İlk kahvenin bu civarda açılması tesadüf değildir. Kahvehaneler ticaret ile uğraşanların buluşma merkezleri vazifesi görmüştür.

Sadece ticaret ile uğraşanların uğrak yeri olmaktan çıkan kahvehaneler kısa zamanda İstanbul’un diğer bölgelerine de yayılır. Kokusu, lezzeti, hazırlanışı, ikram şekli ile kısa zamanda saray tarafından da benimsenerek başköşedeki yerini almıştır. Kahve için özel görevliler tahsis edilmiş. Sarayda “Kahveci Başı” adı verilen görevli çok kıymetli altın ve mücevherlerle süslü kahve takımlarını korumakla görevlendirilmiştir.

Tanzimat ile birlikte diğer alanlarda olduğu gibi kültür hayatında da önemli değişiklikler olmuştur. Gazeteler ve dergiler yayınlanmaya başlanmıştır. Sosyal hayatın şekillendiği yer olarak ünlenen kahvehaneler bu tarihten itibaren başka bir rol üstlenmişlerdir. Dergilerin ve gazetelerin okuyucuyla buluştukları yer yine bu kahvehaneler olmuştur. Ancak isimleri değişmiş ve Kıraathane olmuştur. Hace-i Evvel Ahmet Mithat’in gazetesi Tercüman-ı Hakikat’ı burada hazırladığı bilinmektedir. Tiryakilerin kahve eşliğinde gazete sayfalarını numaralı gözlükleri ile kıraat ettikleri yer yine kahvehaneler olmuştur. Okunan gazete sayfalarının sonrasında başlayan sohbet halkaları akşama kadar sürerken bir sonraki günün gazetesi aynı kahvede merakla beklenirdi.

Küllük Kahvesi için yazılan destanın içinde müdavimlerinin isimleri zikredilmiştir. Bir devrin her birinin zirve isimlerinin bir araya gelerek yaptıkları tadına doyulmaz sohbetleri düşündükçe onları dinleyen şanslı insanlara gıpta etmemek mümkün değil. Mükrimin Halil, İbnül Emin Mahmut Kemal, Muhsin Ertuğrul, Yahya Kemâl, Ahmet Hamdi Tanpınar ve diğerleri. Şimdilerde sohbetler TV’ lerin renkli camlarında kadrolu maaşlı konuşmacıların birbirlerine yaptıkları hakaretleri seyrederken eskiyi bilenlerin televizyondaki sözde sohbetleri izlerken ne kadar çile çektiklerini daha iyi anlıyoruz. Kahvehanelerin hala devam ediyor olmasının eski kahve tatlarını vermese de hatırasının izlerini görmek de ayrı bir güzellik arz etmektedir.

Şarkılarımız ve türkülerimizdeki yeri yanında edebiyatımızda da layık olduğu yeri almıştır. Hem avarelerin ve hem de ariflerin müdavimi oldukları kahvehanelerimizden eser kalmadığını biliyoruz. Neyse ki kahve nin hayırlı işlerin aracı olmaya devam ettiğini de biliyoruz. Ticaret, sanat, edebiyat, tasavvuf, miskinlik, zindelik gibi büyük cemiyetlerin ortağı ve uğrunda ser verilen başka bir içecek daha var mıdır? Uğrunda yazılan destanlar, güzellerin gözlerine benzetilen rengi kokusunun çevresine verdiği rehavet saymakla bitmez güzellikleri ile hala aramızda yaşıyor olması yazarken veya anlatırken bile tebessüm ettirmesi kahvenin bir sırrının olduğuna delalet eder. Kahve içer misiniz teklifine müspet cevap verin. Yudumladığınız andan itibaren tadı ve çevresine ikrâm ettiği kokusu ile gönüllerinizde muhabbetin coşmasına vesile olacağını göreceksiniz.

Hatırlı misafirlere ikrâm edilmesinin ayrıcalığını yaşamaktan zevk alan kahve kendisine verilen değerin hala devam ediyor olmasının tadını çıkarmaya bir müddet daha devam edeceğini göstermektedir.

Kaynaklar:

Beşir Ayvazoğlu, Kaknus, Ötüken Yayınları, İstanbul, 1991

Emine Gürsoy Naskali (editör), Türk Kahvesi Kitabı Kitabevi Yayınları, İstanbul, 2014.

Felek Burhan, Hayal Belde, Üsküdar Kültür Aş. İstanbul, 2014

Gürlek Dursun, Ayaklı kütüphaneler Kilisli Rıfat Bilge, Kubbealtı Yayınları, İstanbul, 2013

Hakan Yalap, Klasik Türk Edebiyatı Işığında Edebiyat ve Kültür Tarihimizde Kahve ve Kahvehaneler, İnsan ve Toplum Bilimleri Araştırmaları Dergisi, İstanbul, 2017.

İsmail Hakkı Ayverdi, Misalli Büyük Türkçe Sözlük. Kubbealtı yayınları İstanbul, 2010

Kemalettin Kuzucu M.Sabri Koz, Türk Kahvesi yky yayınları İstanbul, 2015

Reşad Ekrem Koçu, İstanbul Tulumbacıları, Doğan Kitap Temmuz 2005

Sıtkı Akozan, Küllükname Burhaneddin Basımevi, İstanbul, 1936

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ