Avanos Kızılırmak Gazetesi Haber Portalı

BÜNYAMİN EROĞLU VEFAT EDELİ DÖRT SENE OLDU

BÜNYAMİN EROĞLU VEFAT EDELİ DÖRT SENE OLDU

Mehmet Ali TALAYHAN

Anadolu coğrafyasının Türkler tarafından vatanlaştırılan ilk toprakları arasında Harput da vardır. Coğrafya sadece askeri güçle elde edilerek vatan yapılamaz. Vatan yapılmak istenen coğrafya önceki sahipleri ile birlikte gönüllere toprağa tohum eker gibi girmek suretiyle mümkün olur. Sonraki nesiller bunu devam ettirerek ebedileştirir.

Harput’a gelen Türk boyları “Uluğ Türkistan”dan getirdikleri irfan tohumlarını toprağa eker gibi insanların gönüllerine ektiler. Gönüllerde biten irfan tohumları bin yıla yakın bir zamandan beri meyvelerini bu topraklarda vermeye devam etmektedir. Uzun asırların ardından hatıralar birikmiş ve bu hatıraların etrafında biriken topluluk millet olarak ortaya çıkmıştır.

Cemiyeti birleştiren kıymetler ve bunların maceraları asırlar içinde yol alarak mayalanarak millete ait mukaddesat olarak günümüze kadar gelmişlerdir. Millet ise bu mukaddesatın birikimi üzerine hayatını devam ettiren bir cemiyet olmuştur. Mazinin bu müktesebatı milleti tek bir ruh haline getirir. Binlerce yıl içinde sayısız maceradan geçen değerler, millete ait olurken hatıraları heyecanları, geleceğe ait ülküleri, dili, musikisi, dini, gelenekleri, dostu, düşmanı, zaferleri, yenilgileri ve hasılı bütün yaşanmışlıkları büyüyerek günümüze kadar gelmiştir. Millet ise bu maceranın devamı olmuştur. Millet önceki birikenlerin üzerine ilaveler yaparak hayatını devam ettirir. Bu macera belli bir coğrafya üzerinde gerçekleşir.  Bu coğrafi alana da milletimiz vatan adını vermiştir. Bir karış toprak parçası için yapamayacağı hiçbir şeyin olmayacağını ifade ederken aslında kastedilen asırlardan bu yana maceralarla biriken değerlerdir. Milletin mazisinin birikimleri olan ve müktesebat haline gelen değerler olmazsa vatan adı verilen toprak parçasının ehemmiyeti kalır mı? Vatanı güzel kılan ona ait değerlerdir. Bozkır olan toprakların çok güzel olduğunu söyleyerek sevmenin hayatını feda etmenin manası budur.

Millet müktesebatını devam ettirilmesine vesile olanların başında devlet insanları, irfan sahipleri ve sanatkârlar gelmektedir. Devlet idarecileri, ilim irfan sahiplerini ile sanatkârlarını destekledikleri müddetçe millet tek bir ruh halinde hayatına devam edebilir. Bunlardan sanatkârların millet hayatındaki yerleri en çok görünendir. Sanatkârlar eserlerini icraatlarını kendi öz güvenleri ve kabiliyetleri neticesinde ortaya koyarlar. Sanatları kendi öz güvenleri ve kabiliyetleri sayesinde olduğundan cemiyet tarafından öncelenirler. Muhalif ve muvafık olmak gibi düşünceleri olmadığından kimi zaman itibardan düşürülmek için zorluklar yaşamışlardır. Bu gibi durumlar da müktesebatın içindedir. Sanatkârların bu duruma düşmelerinin temelinde binlerce yıllık mukaddesatın devamı için kimseye bağlı kalmadan hür düşünmelerindedir. Esasında hür düşünmediği zaman sanatçı olmaktan çıkacağı da muhakkaktır.

Harput’a yerleşen boylar “Uluğ Türkistan”dan getirdikleri değerleri yerli ahaliyi rahatsız etmeden gönüllere serpiştirmişlerdir. Yerli ahalinin değerlerinden de kendilerine uygun bulduklarını da kabul etmekte zorlanmamışlardır. Bin yıldan fazla bir zaman içinde birlikte yaşadıkları toplulukların varlıklarının halen devam ettiriyor olması bunun bir göstergesidir. Yerli ahalinin yerleşik toprağa bağlı sanat tarım ve ticaretle uğraşmaları göçebe Türk topluluklarının üzerinde etkili olduklarını söylemek zor değildir. Türk sanatçıları Anadolu’da karşılaştıkları toplulukları kendi kültür değerleri ile tesir altına almışlardır. Türk toplulukları aldıkları değerleri kendi değerleri ile barıştırarak Türkleştirmişlerdir. Bütün bunları yapanlar sanatkârlar ve irfan sahipleri olmuştur.

Anadolu coğrafyasında Harput irfani Türk geleneklerini sinesinde barındıran müstesna bir yere sahiptir. Günümüze kadar gelen halen de devam eden geleneğin temsilcileri kendilerine has geliştirdikleri mekânlarda sanatlarını irfani geleneği halkın gönlüne toprağa tohum eker gibi işlemişlerdir. Sanatkârların halkın acılarını hüzünlerini sevinçlerini ortak değer olarak ifade etmeleri geleneği hususi alet ve mekânlarda gerçekleştirilmiştir. Harput irfan zenginliğini sanatkârlarına ve bu mekânlara borçlu olduğunu söylemek zor değildir. Kiliselerde ilahiler musiki ile icra edilmiştir. Türk tekkelerinde icra edilen musiki ise Türk sazları ile icra edilmiştir. Harput’ da kendine has gelişen musiki irfani geleneklerin taşıyıcısı olarak nesillerden nesillere aktarılarak günümüze kadar gelmiştir. Harput, Anadolu’da İlk beyliklerin kurulduğu yerdir. İrfan ehli sanatkârların halkın öncüsü olarak saray çevresinde yer bulmaları Harput’ta yaşanan ve icra edilen kıymetleri hususi bir konuma sokmuştur. Gelenekselleşen sanat eserleri daha sonraki zamanlarda “Merkez” dışına çıkarak beylerin konaklarında da ziyadesiyle himaye görmüştür. Harput musikisi adı verilen geleneğin halk arasında yaygınlaşması böylece gerçekleşmiştir. Musiki ile birlikte kendisine ayrı bir yer bulan Halk oyunlarının Türk halkı arasında daha fazla yer bulması ayrıca büyük bir değer olarak ortadadır. Hemen her yerleşim yerinde kahramanlık, yiğitlik, zarafet, aşk, estetik gibi cemiyet müktesebatının devamı olarak halk oyunlarının icra edilmesi bunun göstergesidir. Harput halk oyunlarının mazi ile ati arasındaki büyük bir köprü olması ve halk arasında yaygın bir şekilde icra edilmesi binlerce yıllık bir maceranın neticesidir. Meydanlarda kadınlı erkekli oynanan oyunların yanında uzun kış gecelerinin konu komşu bir araya geldikleri odalarda sohbetler musiki icraları ve oyunlar da bu geleneğin devamı olarak yüzyıllardan beri devam etmektedir.

Bütün bu icralara yol gösterenler usta sanatkârlar olmuşlardır. Bunlar arasında şairler, musiki ustaları ve icracılardır. Bütün bu faaliyetler gelecek ile ilgili irade beyanının ifadesidir. Kendi değerlerinizi ne kadar çok el üstünde tutarsanız gelecek için ne kadar iddia sahibi olduğunuzu ifade etmiş olursunuz.

Bunun farkında olan irfani gelenek sahipleri, sanatkârları ve icracıları destekleyerek daha ileriye taşınmasına vesile olarak günümüze kadar gelmesini sağlamışlardır. Binlerce yıllık mazinin sanatkârlarının isimlerini saymak elbette bu satırlara sığmaz. Son yüzyılın sanatkârlarının eserlerinin icra edilmesi geniş Harput musikisini temsil edildiğini söylemek ne kadar doğrudur? Sorunun cevabının ileride yapılacak araştırmalardan bulunabilen değerlerin ortaya çıkması bir cevap olabilir. Ancak son asırda tekkelerde, Kürsübaşı denilen sohbet meclislerinde ve daha başka mahfillerdeki halk oyunları ve musiki icraları bize çok büyük fikir vermektedir.

Bu geleneği devam ettirenler millet müktesebatının şuurunda olan son asrın unutulmazları arasında Hafız Osman, İshak Sunguroğlu, Fikret Memişoğlu, Enver ve Paşa Demirbağ kardeşler, Nihat Gazezoğlu, Hasan Öztürk, Esat Kabaklı ve daha çok sayıda icracı araştırmacıyı zikredebiliriz.

Bu sene vefatının 4. yıldönümünü idrak ettiğimiz Bünyamin EROĞLU’nu bu halkanın ayrı bir yerine koymamız gerekir. Bünyamin EROĞLU, millet müktesebatının şuurunda olmakla yetinmemiştir. Bu şuuru yaymayı vazife telakki etmiştir. Yaşayanları taşıdıkları değerlerle tanıtmak, onların yeni nesillerin öncüsü olması için gayret göstermek, ancak millî bir şuur ile mümkündür.

Millet hayatı, yaşanan maceralarla dolarken biriktirdiklerini ancak sanat erbabı ve irfan sahibi seçkin insanların gayretleri ile devam ettirebilir. İrfan ve sanat erbabı olanların da milletin yaşadığı maceralardan farklı maceralar yaşadıklarını Bünyamin EROĞLU’nun yaşadıkları ile kıyaslamak mümkündür. Sanat erbabı çok insanın yaşadıkları karşısında mücadele etmekten imtina ederek hem kendi sanatlarının yok olmasına hem de millet hayatına katacakları katkılardan uzaklaşmışlardır. Bünyamin EROĞLU, genç yaşında hapishane ile tanışmıştır. Türkiye’nin anarşi ve terörden bunaldığı zamanlarda badireler atlatmasına rağmen taşıdığı millî şuurdan vaz geçmemiştir. Bünyamin EROĞLU’nun yetiştiği çevre, millî değerlerin el üstünde tutulduğu bir çevredir. Millî değerleri temsil noktasında faal olan mahfillerin müdavi olarak aldığı irfandan kopmamıştır. Genç yaşında dinlediği ve anladıkları ile musiki, şiir ve halk oyunlarına karşı büyük ilgi duyarak bu sanat dalları ile ilgilenmekten kendini alamamıştır. Çoğu insan bu sanat dalları ile ilgilerini şöhret ve mali imkân elde etmek için araç olarak kullanmak istemiştir. Millet müktesebatının şöhret ve mali imkân elde etmek amacıyla basamak olarak kullanılması millî şuur sahiplerinin kabul edebilecekleri bir durum değildir. Bünyamin EROĞLU bu yollara tevessül ve tenezzül etmemiş bunların karşısında durmuştur. Bünyamin EROĞLU, Harput ve civarının kendisine has halk oyunlarının değiştirilerek oynanmasını sağlayan bazı ticari kurumların varlığının millî kültür için bir tehlike olduğunu ilk kez söyleyip karşı çıkanlardandır. Bünyamin EROĞLU, ticari maksatlı bu kurumların halk oyunlarının yozlaşmasını aslından koparılarak tamamen eğlence maksatlı hale sokulmasını maziye saygısızlık olarak değerlendirmiştir. Müktesebatın içinde olan halk oyunlarının her birinin mazisi araştırıldığında millet hayatına ait muazzam bir hazine ortaya çıkacağı aşikârdır. Her biri bir üzüntünün, felaketin, sevincin, kahramanlığın hasılı bir maceranın ürünüdür. Bunun ucuz gündelik çıkarlar için ticari meta olarak kullanılması maziye, tarihe, vatana, millete saygısızlıktan başka bir şey değildir.

Maziye ait değerlerin geleceğe intikali halinde millet hayatı devam edebilir. Bunlardan bir kısmının koparılması ve yozlaştırılması halinde, atide millet adına bir cemiyeti bulmak mümkün olmayacaktır. Bünyamin EROĞLU hayatı boyunca millete ait değerleri yaşayarak yaşatmaya çalışırken, genç nesillerin bundan nasiplenmesi için de mücadele vermiştir.

Bünyamin EROĞLU, Harput irfanını yaymak, unutulmasını engellemek ve yozlaştırılmasına karşı çıkmak için yaptığı çalışmalara destek bulamayışına hayıflansa da bu mücadeleden asla vazgeçmemiştir. İrfani gelenek temsilcilerinin unutulmaya başlaması üzerine onlara destek olmak amacıyla tertip ettiği yarışmalar, radyo-televizyon programları ve gazetelerde yazdığı yazılar ilgi görmüştür. Ancak vefatından sonra bu ilginin devam ettiğini söylemek hayli zordur.

Bünyamin EROĞLU, geleneğin devamından yana ancak yozlaştırılmadan aslından koparılmadan da yenileşmenin doğru olacağına inananlardandı. Eski sazlarımızın dışında kaynağı bize ait olmayan sazların musikimize ahenk kattığına kanaat getirilmesi halinde, kullanılmasında bir sakınca görmemiştir. Değişmenin karşısında ancak yenileşmenin yanında olanlar mazinin müktesebatına meftun olanların harcıdır. Değişmeden yenileşmek millet hayatına ve geleceğe dair ümit verir. Değişmek maziyi inkâr etmek ve yozlaşarak yok olmak demektir. Binlerce yıllık mazinin heba olması vatanın elden gitmesiyle eşdeğerdir. Musikisini, dilini, halk oyunlarını, geleneklerini kaybedenlerin dinlerini de kaybettikleri bilinmesine rağmen hâlâ değişmeden yana olanların varlığı sadece bize has bir durum mudur? En doğrusu herkesin kendi gibi kalmasıdır. Harput musikisinin bütün Türkiye sathında ve kadim Türk topraklarında tanınıyor olması, eserlerinin terennüm edilmesi elbette sanatkârlarımız sayesindedir. Bu sanatkârlar arasında Bünyamin EROĞLU’nu ilk sıraya koysak yeridir. Elbette diğer sanatkârlarımızın bu çalışmalarda payları inkâr edilemeyecek büyüklüktedir.

Bazı devlet kurumlarının cılız sayılabilecek çalışmaları mazinin müktesebatını ileriye taşımaya yetecek mi? Bu sorunun cevabının sosyal bilimciler tarafından cevaplandırılması gerekir. Sanat, ancak sanatkâr tarafından devam ettirilir ve geliştirilir. Bu da gönül işidir. Daha doğrusu Bünyamin EROĞLU örneğinde görülen millî şuuru benimseyenlerin işidir.

Kısa sayılabilecek bir hayata bu kadar çok çalışma sığdırmak, aslında uzun bir ömrün meyvesi gibi durmaktadır. Bünyamin EROĞLU, ömrünü geriye doğru uzatanlardan olduğu için çalışmalarının tesirli ve verimli olmasını sağlamıştır. Geriye doğru ömrü uzamak da ancak millî şuur ile mümkündür. Bünyamin EROĞLU bu şuura sahip bir sanatkâr olarak gönüllerde yer buldu ve “Böyük Abe” oldu.

22.07.2022- İstanbul

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ