Avanos Kızılırmak Gazetesi Haber Portalı

NECDET KOÇAK

Mehmet Ali Talayhan

Daha önce Yesevi Dergisinde yayınlanan bir yazıyı tekraren gönderiyorum. Irak Türkünün unutulmaz lideri Dr. Necdet Koçak’ın şehadetin kırkıncı yıl dönümünü hatırlatmak istedim.

NECDET KOÇAK
1938 – 1980
Mehmet Ali Talayhan
1938 Kerkük doğumlu. Öğretmen bir babanın oğlu olan Necdet ilk, orta, lise tahsilini Kerkük’de tamamladı. Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi’ne kayıt yaptırdı. Lisans ve yüksek eğitimini bu fakültede tamamladı. 1962 yılında yüksek Ziraat Mühendisi olarak mezun oldu. Tarım bakanlığına bağlı zirai donatım kurumunda çalıştı. 1969 yılında doktorasını tamamladı. 1970 tarihinden itibaren Bağdat Üniversitesinde öğretim görevlisi olarak çalışmaya başladı. 1976 yılında doçent oldu. 22 Mart 1979 yılında Türkçülük propagandası ve Türkiye adına casusluk yaptığı gerekçesi ile tutuklandı. 16 Ocak 1980 tarihinde Bağdat’ta Baas idaresi tarafından idam edildi.
Sovyetler Birliği döneminde Türk Cumhuriyetlerinde yaşayan münevverler Türkiye Cumhuriyetini biliyor bir vesile yaratıp ilişki kurmaya çalışarak varlıklarından haberdar olunmasını istiyorlardı. Türk olmanın büyük bir suç olduğu bu dönem Türk kültür sınırları içinde yaşayan insanlar için büyük bir azap olmuştu. Balkanlardan, Çin’e kadar milyonlarca kilometrekare içinde 150 milyon nüfus Türkmen, Azeri, Kazak, Özbek, Tatar gibi coğrafi terimleri millet terimi yerine dikte ettiren Sovyet Rusya her birine ayrı alfabe kullandırarak aralarında millî şuurun uyanmasına engel olmaya çalıştı.
Irak’ta yaşayan Türkmen Türklerinin durumu Sovyet Rusya’da yaşayanlardan daha farklı idi. Anadolu coğrafyasının devamı olan Kerkük, Musul ve civarı aynı zamanda Anadolu’daki Türklerle akrabalık bağları vardı. Birinci Dünya savaşından sonra çizilen sınırlar aralarında suni bir sınır oluşturmuştu. Kerkük, Musul ve civarında yaşayan Türkmenler Anadolu’da yaşayan Türkleri dayı, amca tabiri ile tanımlamaktadırlar. Yüz sene öncesine kadar Elazığ’dan İstanbul’a akraba ziyaretine nasıl gidiliyorsa; Kerkük’den Anadolu’daki herhangi bir şehre akraba ziyaretine gidiliyordu. Türk olarak yaşamak geleneklerini yaşatmak, kendi dilini konuşmak, kendi dili ile eğitim yapmak Irak coğrafyasında tek amaçlarıydı. Irak Baas yöneticileri; Türkmen hayatını tamamen ortadan kaldırmaya, Türkiye’ye giden gelen ve orada okuyan öğrencileri takip altına almaya başladı. Türkiye ile ilişiği olan herkesi tasarrut altına aldı.
Türkiye’ye gelip eğitim görenler arasında Necdet Koçak mümtaz bir şahsiyet olarak öğrenci çevresinde ve daha sonra milliyetçi çevrelerde sevilen bir insan oldu. Türklük şuuru oldukça güçlü olan Necdet Koçak milliyetçilik fikir ve düşüncesine Kerkük’de lise yıllarında iken şehit edilen Ata Hayrullah’ın* kurmuş olduğu cemiyetlerde çalışarak hizmet etmişti. Ata Hayrullah’ın kurduğu cemiyette çalışan Necdet Koçak burada yaradılışından kaynaklanan özelliği ile liderlik yaptı. Millî duygularını coşkun, hareketli yaşamasını lise yıllarındaki Ata Hayrullah’ın rahle-i tedrisinden geçerek aldı. Baba Gurgur Gurgur** gibi kaynayıp coştu ömrünce. Esasında Kerkük hicranın ızdırabın öteden beri bol olduğu bir yer. İngiliz işgali ile başlayan zulüm 1959 yılında soykırıma varan hareketlere maruz kalan Türkmenler büyük acılar yaşadılar. Evleri, tarım arazileri ellerinden alınarak açlığa mahkûm edildiler.
Tarihte Irak diye bir devlet kurulmamıştır. Osmanlı merkezden uzak anlamına bu bölgeye Irak adını vermişti. Birinci dünya savaşından sonra Osmanlı devletinden koparılan topraklar üzeride Şii Arap, Türkmenler, Kırsal alanlarda yaşayan Kürtler, Suni Araplar. Nüfus oranı bakımından Irak toplumunun üçüncü büyük toplumu olan Türkmenler İngiliz sömürgesi ve daha sonraki bütün dikta yönetimler tarafından zulme ve baskıya maruz kaldılar. Ticari faaliyetleri ellerinden alındı. Memur olanlar sürgün edildiler. Türkmenlerin yaşadığı acılar içinde 14 Temmuz 1959 da yaşadıkları soykırımdır. Kerkük katliamı olarak tarihe geçen hadise Irak Cumhuriyetinin kuruluşunun birinci yıl dönümünde gerçekleşti. Kutlamalara katılan Kerkük Türkmenleri millî kıyafetlerini giyerek ailece sokaklarda yapılan şenliklere ve kutlama programlarına katılmışlardı. Kutlama konvoyunun ön saflarında bulunan silahlı militanlar, Türkmenlerin silahsız bir şekilde sokağa çıkmasını fırsat bilerek saldırıya geçtiler. Silahların patlaması ile birlikte neye uğradıklarını şaşıran Türkmenler hazırlıksız olduklarından kayıp vermeye başladılar. İlk olarak Türkmen kahvehane sahibi Osman Hıdır’ı şehit ettiler. Ayaklarına ip takarak motorlu bir aracın arkasına bağlayarak caddelerde sürüklediler. Sokağa çıkma yasağı ilan edildiğinden Türkmenler evlerine çekilmişlerdi.
Türkmen ileri gelenleri birer birer evlerinden alınarak askeri karargâha götürülmüşlerdir. Buraya götürülenler arasında Irak ordusundan subay olarak emekli olan Türkmen lider Ata Hayrullah’da vardı. Dakikalar içinde yargılama yapılarak infaz ediliyorlar. Ata Hayrullah “Türkçülük, Turancılık” suçlamaları ile kışlanın önünde vahşice öldürülerek şehit ediliyor. Dr. İhsan Hayrullah Ata Hayrullah’ın küçük kardeşi idi. Dr. İhsan Hayrullah ağabeyinin hunharca infaz edilişi seyrettirilmiş ve daha sonra kendiside aynı şekilde infaz edilerek şehit edilmiştir.
Hazırlıksız ve beklemedikleri anda bir baskına uğrayan Türkmenler üç gün üç gece bu katliama maruz kaldılar. Türkmenlerin mülkleri evleri dükkânları yağmalandı. Sebepsiz sorgusuz ve sualsiz yapılan bu soykırım hareketleri yabancı basın ve yayın organlarında yayınlanınca bir infial koptu. Bunun üzerine Irak Devlet başkanı tepkiler üzerine bir açıklama yaparak soykırımı telin etti. Sorumluları kınamış ve suçluların ağır bir şekilde cezalandırılacağını hadiselerin maksatlı bir şekilde çıkarıldığını söyleyerek sorumluların mahkemeye verileceğini ilan etti. Katliamı gerçekleştirenler Irak mahkemelerinde yargılanarak cezaya çarptırılmalarına rağmen cezaları infaz edilmedi. Türkmenler bundan sonra kendi metotları ile mücadelelerine devam etmişlerdir. Necdet Koçak ve onun gibi vatan evlatları bu hareketleri ve atalarına karşı yapılan bu davranışları unutmadılar.
Necdet Koçak üniversite tahsili için Türkiye’de bulunduğu sırada Irak Türklerinin mücadelesini yakından tanıyan ve onlar için çırpınan çevrenin içinde buldu kendini. Türk dünyası ve Türklük için mücadele veren insanların içinde liderlik vasfı yanında ağırbaşlılığı vakur duruşu ve çalışkanlığı ile dikkatleri üzerine topladı. İnsanların Irak Türkmenlerinin haklı taleplerine duyarlı olması için çalışmalarına hız verdi. Kendisi Türkiye’de aklı fikri Kerkük’de Irak’ta Türkmenlerin haklı davasında idi. Akademik hayatını tamamlayarak doçent olarak Bağdat üniversitesine öğretim görevlisi olarak gitti. İsteseydi Türkiye’de kalabilirdi. O bir liderdi. Liderde kendisine umut bağlayanları yalnız bırakmamalıydı. Buna hakkı yoktu. Türkmenlerin insanca yaşamak hakkı diğer insanlar gibi vardı. İnsanca yaşamak için mücadele etmek gerekiyordu. Kanunlar içinde legal olarak mücadele etmek gerekiyordu.
Bağdat üniversitesindeki görevi sırasında Kerkük ve civarında modern tarım uygulamaları daha verimli tarım faaliyetleri için ilmi ve ameli çalışmalar yaptı. Masum bilimsel çalışmalar bile Irak baas yönetimi tarafından ajanlık çalışması nazarı ile bakılıyordu. Baas idaresi için Necdet her zaman potansiyel bir haindir. Her an takip edilmelidir. Kendiside takip edildiğini biliyor ancak bunu umursamıyordu. Türkiye’ye gelip giderken kendisine Irak’a dönmeme tekliflerini hep geri çevirmiştir. O Türkmenlerin arasında olmaktan onların ızdırabını dindirmeye çalışmaktan başka bir gayesi yoktu. Ne bahasına olursa olsun Irak Türkmenleri Millî kimliklerini korumalıdırlar. Meşru olan kültürel ve insani haklara sahip olana kadar mücadele devam ettirilmelidir. Söylediklerini nefsinde yaşayan bir insan olan Necdet başına gelecekleri biliyordu. Bundan asla bir korku duymadı. Haklı olduğuna inanarak mücadele ediyordu. Saddam döneminde daha sıkı takip edilen Necdet Koçak, Abdullah Abdurrahman ve Adil Şerif tutuklanarak hapishaneye konuldular.
15 Ocak 1980 gece yarısı Necdet Koçak’ın evine gelen Baas yöneticileri eşine gelip kocasını görebileceği ifade edildi. Hapishanenin bulunduğu yere gelenler inanılması imkânsız bir manzara ile karşılaştılar. Bir insanın zor sığabileceği yan yana üç demir kafes içinde Necdet Koçak, Abdullah Abdurrahman ve Adil şerif kendilerine aylardır uygulanan işkenceden bitap ve bitkin bir durumdaydılar. Abdullah Abdurrahman gözlerini kaybetmişti. Vücutları yara ve bere içindeydi. Haklarında Türkiye lehine casusluk yaptıklarından idam cezası verilmiş ve o gün ceza infaz edilecekti. Kendisini ziyarete gelen eşi ve diğer ziyaretçilere Necdet Koçak bir liderin davranışlarını sergiliyor ve onlara şöyle seslenerek son sözlerini söylüyordu.
“ Bir ağaç budandıkça yeşerir. Davayı bırakmayın. Haklıyız. İnsanca kimliğimizi muhafaza ederek yaşamak en tabii hakkımızdır. Bu toraklar bize atalarımızdan yadigârdır. Dilinize toraklarınıza sahip çıkın. Bugün her zamankinden daha çok huzurluyum. Allah’ın huzuruna gönül huzuru ile gidiyorum. Bozkurtlu Türkmen bayrağını size devrediyorum. Bu bayrağı şerefle taşıyacağınızdan eminim. Doğruluktan haktan ayrılmayın. Allah yolundan asla şaşmayın. Allah doğruların yanındadır. Sizleri Allah’a emanet ediyorum.”
Bu konuşmadan kısa bir süre sonra Necdet Koçak ve arkadaşları Saddam’ın basçıları tarafından idam edilerek şehitlik mertebesine ulaştılar. 15 Ocak 1980 Kerkük Musalla mezarlığına defn edilen şehitler arkalarında şerefli bir mazi bırakarak Hakk’a yürüdüler.

* 14 Temmuz 1959 Hunharca Şehit edilen Türkmenlerin lideri
** Baba Gurgur Gurgur: Kerkük yakınlarındaki petrol ve gaz sahası. 2500 yıldan beri yanan bir gaz sahası

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ