Avanos Kızılırmak Gazetesi Haber Portalı

MİZAH/GÜLMECE/KOMEDİ/ŞAKA/LATÎFE…

MİZAH/GÜLMECE/KOMEDİ/ŞAKA/LATÎFE…

Mehmet Ali Talayhan
Mizah, İnsanları eğlendirmek, hoşça vakit geçirmelerini sağlamak amacıyla yapılan sözlü ve yazılı sanat çeşididir. Sözlü kültürümüzün önemli bir kısmını oluşturmaktadır. Hoşça vakit geçirmek ve geçirtmek amacıyla meydana getirilenlerin yazılı veya sözlü olarak ifade edilmesi de denilebilir. Mizah, ferdi ve sosyal mevzuları kendisine has özellikleriyle ifade eder. Mizah güldürürken düşündüren bir tavır içine girerken felsefi temeli ihmal etmediği de görülür. Mizah, sıradanlaşmadığı zamanlarda sokak dili yerine edebi bir dil hüviyetine girer. Edebi metinler içinde şiirlerle kendisini daha iyi ifade eder. Keskin bir zekanın ürünü olan mizah sıra dışı, beklenmeyen aykırı aynı zamanda eğlendirici düşündürücü tavırları sayesinde güçlüye karşı muazzam bir zafer elde eder. Yönetimi elinde bulunduranların karşısında zayıfların korunacağı en büyük sığınak mizah olmuştur. Mizah karakter olarak muhalif bir duruş sergiler. Tarih boyunca yönetimi elinde bulunduranlar, mizah ustaları ile ilişkilerine her zaman dikkat etmek zorunda kalmışlardır. Halkın gözünden kendilerini düşüreceklerini varsaydıkları mizah ustalarını yanlarına almaya çalışmışlardır. Alamadıklarını da baskı altına alıp, daha da ileri giderek onları ortadan kaldırmaya çare aramışlar. İnsanı meydan getiren dört temel unsur ile dünyanın dört temel unsuru arasında bağ kuranlar, insanın ruh dünyasının ve düşüncelerinin etkilendiğini belirtmektedirler. Mizah da bu etkilenmeden nasibini almaktadır.
İlk Türkçe sözlük olan Divanü Lûgat’it Türk’te de mizah karşılığında kullanılan sözcükler vardır. Açukluk, Elük, Köğ, Küldi, Külüt, Yaltga. Türklerin mizaha karşılık gelen sözcüklerdir (1) Mizah, Arapça “şaka yapmak, şaka” dan anlamındadır (2) Hoşça vakit geçirmek eğlendirmek amacı taşısa da rakibini küçük düşürmek için yapılan alaylı davranışlar anlamlarında kullanımı oldukça fazladır. İnsaf sahibi mizah ustaları bu yolun doğru olmadığını ifade eden şiirler yazmışlardır. Düşmana karşı yapılan mizah en sert olanıdır. Küçük düşürmek maksadıyla yapılanların netice aldığı zamanlar olmuşsa da aşinalar arasında yapılan mizahların ölçülü olması doğru olandır. Hubdur gerçi letafetle mizah/Olmaya lik mü’eddi-i silah (tatlı bir şekilde yapılan mizah güzeldir ancak silah olarak kullanılmamalıdır) Görmüşüz oldığını hezl ü şaka/Asdikaya sebeb-i buğz u şeka (Şakanın alayın dostlar arasında mutsuzluk ve kine sebep olduğunu görmüşüz) (3).
Mizah kültür hayatımıza birtakım kavramlar kazandırmıştır. Şimdilerde pek kullanılmayan ancak bir zamanlar rağbet edilen bu kavramların revaçta olmadığını da belirtmeliyiz. Mizah dergisi, Mizah-âmiz (alaylı, nükteli), Mizah-gû (Şakacı, dalkavuk) Mizah-perver (Mizahı seven). Mizahı kendisine meslek olarak seçenlere Mizahçı denildiği de bilinir.
Doğu ve batı medeniyetlerinde klasik edebiyat eserlerinde mizah mühim bir yer tutarak günümüze kadar gelmiştir. Bu eserlerin bugün dahi vazifesini hakkıyla yerine getirdiğini görmekteyiz. Erken İslam döneminin ilk mizahçısı olarak gösterilen Eş’eb’in mizahları ve monografisi (4) incelendiğinde ilk Müslümanların mizaha karşı ilgisiz olmadıkları anlaşılmaktadır.
Hz. Peygamber’i anlatan eserler incelendiğinde sevgili Peygamberimiz ‘in daima mütebessim bir tavır içinde olduğu ve ashabı ile aşırıya kaçmayan şakalar yaptığı çevreyi rahatsız etmeyecek derecede güldüğü anlatılmaktadır. Gülmenin insani bir tavır ve aynı zamanda bir ihtiyaç olduğu da anlaşılmaktadır. Gülmeyen, gülümsemeyen insanların bu tavırları çevreleri tarafından yadırganırken, bunlar aynı zamanda sevimsiz bir kişilik olarak da hatırlanır.
Bir palyaçonun vücuduna verdiği çarpıklık ve tuhaflıklar insan vücudunun sahip olduğu tabii görüntüsü ve genel şekilden kurtulmayı ifade ederken, bu görüntüsünün çevredekileri neşelendirmesi mizah ürünüdür. Erken İslam döneminde Eş’eb’in yaptıkları bir bakıma vücudunu çeşitli şekillere sokarak yaptığı taklitler gülmenin güldürmenin alay etmenin düşüncelere vurulmuş şeklidir (5)
İslamın ilk dönemlerinde Eş’eb’den sonra dünyaca bilinen ilk ciddi yazılı mizah eseri El-Cahiz’e ait olan Buhala isimli eserdir (6)
Mizah gerçeklik ve ciddiyet sınırlarının ötesinde serazat karakteri sayesinde tam özgür olmak ister. Kayıtlara bağlı olmadan yapılan mizah, tamamen zekâ ürünüdür. Mitolojik kahramanların mizah ile anlatılan hikayeleri yıllarca dilden dile aktarılarak günümüze kadar gelmiştir. Türkistan coğrafyasında gerçekleştirilen şölenlerde, toylarda mizah icralarının yapıldığı gösterilerin varlığı Türklerin mizahı hayatlarının parçası ve her alanda uyguladıkları anlaşılmaktadır. Türk mitolojisinin masal kahramanı Keloğlan da bunlardan biridir (7). Masal motiflerimiz arasında yer alan Keloğlan maceraları akıl unsuru olan mizahi davranışları ve düşündürücülüğü ile hafızalarımıza yerleştirerek günümüze kadar ulaşmayı başarmıştır.
Hoca Nasrettin’e atfen anlatılan fıkralarının nesiller boyu devam ederek günümüze ulaşabilmesi mizahın gücünün göstergesidir. Dede Korkut hikayelerinde (8) mizah unsurları hayli yekûn tutar. Dede Korkut kitabında Oğuz Boylarının hayat tarzlarında mizah unsurlarına sıkça rastlanmaktadır. Türk boyları mizahı kültür hayatlarından çıkarmamışlardır. Keloğlan, Nasreddin Hoca ve diğerleri bunun en güzel örnekleridir. Hoca’ya atfen anlatılanlara gülerken, düşündüren taraflarını da mizahın gücü olarak ortaya görmekteyiz. Hoca bir gün merkebi kaybetmiş ve aramaya başlamış. Rast geldiği birine merkebini görüp görmediğini sorar. O’da gördüm filan yerde kadı olmuş der. Hoca “Gerçektir zirâ ben öğrencilere ders anlatırken kulaklarını dikerek dinlerdi” demiş (9). Mizah yapanlar, şartlara bağlı olmazlar. Sanatlarını icra ederlerken, cemiyet için dokunulmaz olanlardan da istifade etmişlerdir. Mizah ustaları insanlardaki bedeni noksanlıkları kullanmışlardır. İslamın ilk döneminde Eş’eb’de bunu en çok kullananlardandır (10). Mizahın olumlu ve olumsuz yönlerinin olduğu muhakkaktır. Her şey zıddıyla daha iyi anlaşılmaktadır. Mizah edebi eserler içinde şiir ile yerini daha çok almıştır. Sonraki zamanlarda yazının ve resmin kullanılmaya başlaması kitaplarda şiir ile birlikte resim de mizah aracı olmuştur. Bilhassa matbuatın yaygınlaşması üzerine gazetelerde karikatür ile mizah cemiyetlerin ilgisini daha çok çekmiştir. Mizah insanların gülmesini hedefler. Gülmenin zıddı ciddi asık yüzlülüktür. Yöneticiler elindeki yetkiler ve vasıtalardan dolayı ciddi olmayı tercih etmişlerdir. Krallar, varsıllar, asiller, kardinaller, diktatörler ve daha başkaları ciddi soğuk ve düşünceli olmayı tercih ederlerken halkın diğer kısmı mizahı yani gülmeyi tercih etmiştir. Arka sokaklar, işsizler, pazarcılar ve diğerleri kahkahalarla gülmeyi tercih etmişlerdir.
Sağlıklı güldürme mizahın karakteridir. Edebi eserler içinde mizah romanları ve hikayeler yer alırken bir zamanlar çizgi karakterli resimli romanları da mizaha dahil olmuştur. Mizahın içinde yer alan fıkra, dalga geçme, alegori, tefe koyma, gırgır, grotesk, tiye alma gibi tabirler yanında son zamanlarda gülmece diye tarif edilmeye başlandı. Hemen hepsinin ortak özelliği güldürmek için çaba harcamaktır. İnsan yaratılış itibari ile çaba harcamadan güler ve ağlar. Gülmesi mizah sayesinde olduğu gibi ağlaması da bunun zıddı olan dram ve trajedilerle vasıtasıyladır.
Mizahtan en çok nasibini alanlar cemiyetleri idare edenler olmuşlardır. Mizah ustaları idaredeki aksaklıkları anlatırken hem idarecileri uyarmışlar hem de onları halkın nazarında küçük düşürmüşlerdir. Alenen yapılan mizah cemiyet arasında yayılınca yöneticiler bunlardan rahatsızlık duymuşlardır. Bu sebeple mizah yapanları zabıta kuvveti ile rahatsız etmişlerdir. Gazete dergi gibi mizah araçlarına baskılar uygulamışlardır. Tarihin hemen her döneminde bu davranışlar uygulanmıştır. İzahı zor olan davranışların mizah ile açıklanmaya çalışması güldürürken düşündüren özelliği sayesinde tesiri oldukça güçlü olmuştur. Mizahı kendi emellerine alet edenler de olmuştur. Bu tip mizahçıların sonraki zamanlarda tesirleri oldukça zayıf kalmıştır. Kötü niyetli mizahçıların varlığı bilinmektedir. Kendi zamanlarında tesirli olmuşlarsa da sonraki zamanlarda tesirleri kaybolmuştur. Olumlu ve olumsuz manada yapılan mizah insanların ruh sağlıkları üzerinde etkili olmuştur. Güldürmek kendi başına bir sağlık işaretidir. Mizah güldürüyor ve düşündürüyorsa insan sağlığına olumlu katkı sağlayacaktır. Güldürürken istihza yapılan mizahların da tersi bir etki bırakacağı açıktır. Olumsuz mizahın olumsuz özelliği hayata bakışı olumsuzlaştırır. Olumlu mizah hayata olumlu bakmaya, ruhi sıkıntıları azaltmaya, akıl sağlığını korumaya, hayatın sıkıntılarının üstesinden gelebilmeye yardımcı olur. Olumlu mizah hayata olumlu bakmayı sağlar. Bundan da mizahın sadece gülmek güldürmek amacı taşımadığı anlaşılmaktadır. Ancak, her gülmenin mizah sonucu olduğunu düşünmemek lazımdır. Her mizah da güldürmeyebilir.
Mizahın tam olarak ne zaman ortaya çıktığı hakkında bir bilgi yoktur. Ancak, gülünç durumlara düşmek sadece insana has bir tavırdır. İlk çağ tarih metinlerinde mizah ile ilgili olan kaynaklar da vardır. Orta Çağ Avrupa’sında insanların gülmesinin yasaklandığı zamanları da görmekteyiz. Orta Çağ’da mizah daha çok alegorik havan hikayeleri üzerinden icra edilebilmiştir.
Hz. İsa tasvirlerinde de bunu görmemiz mümkündür. Yunan Mitoloji kahramanlarının büyük oranda güldükleri (11) yazılı kaynaklarda olmasına rağmen batı dünyasının karanlık dönemlerinde mizahı ehlileştirme, kontrol altında tutma gayretleri biliniyor. Yunan filozoflarının da komedyayı dikkate almadıkları veya ehlileştirme çabasına girdikleri anlaşılmaktadır. Hz. İsa’nın tasvirlerinin mütebessim olmayan durumuna karşılık Hz. Muhammed’in yazılı kaynaklardaki ifadelerde mütebessim çehresi ve çevresindekilerle şakalaşması İslam aleminde mizaha daha çok ilgi gösterilmesine sebep teşkil ettiğini söylemek doğrudur. Dünyanın bir kısmında itibarsızlaştırılmaya çalışılan mizah, bir diğer tarafında hoş karşılanmıştır.
Osmanlı irfan hayatının mühim bir kısmını teşkil eden edenler arasında mizah ustalarının olduklarını biliyoruz. İstanbul’da kahvelerin köşelerinde kendilerine mahsus ustaların gösterdikleri etkinlik halk tarafından ilgi ile takip edilmiştir. Sanat gösterilerinin merkezleri arasında on dokuzuncu asırdan itibaren yer alan Semai Kahvelerinde mizah ustalarının sesleri yankılanırken halkın yoğun ilgisi karşısında kahveler arasında rekabet olduğunu da biliyoruz. Muammaların asılı olduğu bu kahveler aynı zamanda halkın eğlence merkezleriydi (12). Devrin dergileri de mizah yaparken karikatür ile meramlarını okuyucularına aktarmışlardır. Bir zamanlar direkler arası denilen yerde de aynı manzaralar olduğunu kaynaklar yazmaktadır (13). İstanbul eğlence hayatının semti bir zamanlar Şehzadebaşı idi. Şehzadebaşı, Mizah sanatı icracılarının mekânı olarak bütün İstanbul’un eğlence hayatını tayin ederdi (14). Mizah icracıları arasında meddah, tulûat, orta oyunu, kavuklu, pîşekâr, karagöz (15) ustalarını halkın büyük ilgisini çektiği muhakkaktır. İzahı zor olanı mizah ile açığa çıkarmak amacı taşıyan eserlerin varlığı irfan sahibi münevverlerin her zaman baş vurduğu kaynaklardandır. Bir zamanlar İstanbul hayatını kendisine has üslubuyla yazan Ahmed Rasim’in “Şehir Mektupları” (16) isimli eserinde mizahın zorluklara karşı insanı rahatlatan yanını ifade ettiği yazıların çokluğu dikkati çekmektedir. Kimi eserlerin veya mizah unsurlarının hikmet taşıdıklarını ifade etmiştik. Latife olarak da adlandırılan mizah unsurlarını konularına göre tasnifini yapanların olması mizahın hayatın ayrılmaz bir parçası olduğunun işaretidir (17) Türk mizah tarihi içinde mühim bir yer tutan Karagöz (18) hayal oyunları son zamanlara kadar eğlence dünyamızı süslerken Karagöz’ün yerine geçen bir karakter daha ortaya çıkmadı. Tasavvufi beyitlerin sıkça tekrarlandığı Karagöz oyunlarına hayal perdesi adının verilmesi bu dünyanın bir hayal olduğunu ifade etmek içindir. Gölge oyunu için kullanılan Zıll-ı Hayâl tasavvuf inancı ifade vasıtasıdır. Karagöz oyunları sırasında sıkça tekrarlanan “On kere demedim mi sana sevme dokuz yar/Sekizde sefâ yedide vefâ olmaya zinhar/Altı ile beş dört ile hiç başa çıkılmaz/Üçün ikisin terkede gör tâ kala bir yar” isimli Hacivat karşılaması bunun bir delilidir (19).
Mizah milletlerin hayatlarında öteden beri hep var olmuştur. Türk milletinin tarihinde de binlerce yıllık mazisi olan mizah varlığını günümüze kadar devam ettiren unsurları damga vurmuştur. Keloğlan, Dede Korkut Hikâyeleri, Karagöz, Nasreddin Hoca gibi büyük isimlerin yanında mahalli olarak sadece yaşadıkları şehirlere mal olmuş mizah ustalarının varlığını da söylemek gerekir. Nasrettin Hoca’nın Türk dünyasındaki arkadaşları olarak tabir edilen ustaların izlerini Türkçe konuşulan topraklarda görmek mümkündür. İsimleri farklı olsa da icralarıyla cemiyete izahı zor olan mevzuları mizah yolu ile açıklayarak düşünce dünyalarını zenginleştirmişlerdir. Karadeniz mizahları, Harput mizah ustalarını, Erzurum ulularını bunların arasında sayabiliriz. Türk fikir ve edebi dairesi içinde mühim bir yer alan Harput ve çevresinde yaşamış olan ve “Harput Nasreddinleri” (20) diye isimlendirilen mizah ustalarının letâifleri irfani hayatımızın bir parçası olmuşlardır. Bunlar Cemiyetin normal davranış şekillerine itiraz ettiklerinden dolayı deli diye vasıflandırılan (21) ancak yaptıkları hareketler ve sarf ettikleri sözlerle insanları hayrete düşüren derin düşüncelere salan davranışları ile hikmetli mizahın örneği olmuşlardır. On dokuzuncu asırdan itibaren İstanbul’da Aşıklar Kahvesi çoğalmaya başlamıştı (22). Eline sazını alıp aşık tarzı yarışmalarda başarılı olanların sazlar baş köşeye asılırdı. Başka bir aşık kendisini geçmedikçe bu saz oradan indirilmezdi. Anadolu’da bu tarz yerlerin arasında Konya, Erzurum, Ankara, Bursa, Artvin, Kars gibi şehirlerimiz vardır. İstanbul’da adına Semai Kahveleri denilen yerlerde halka açık bir şekilde aşıkların atışmaları yapılırdı. Aşıklar irticalen birbirleri için söyledikleri mizahi sözlerle hem o anda dinleyenlere hoşça vakit geçirtir, hem de dimağlarına tarihten, edebiyattan, ahlaktan kalacak izler bırakırlardı.
Mizahın ait olduğu yer cemiyetin irfani hayatının içinden çıkan değerlerdir. İçinden çıktığı cemiyetin hazlarını, kıskançlıklarını, ümitlerini, acılarını izah edilemeyen hadiseleri kendilerine has tarzlarıyla açıklayarak ortaya koyarlar (23). Mizah, cemiyetin değerlerinin aynası vazifesini ifa eder. Gülmek veya tebessüm etmek bir ihtiyaçtır. Tebessüm ettiren veya güldürenlere cemiyetin ihtiyacı gittikçe artmaktadır.
Asya bozkırlarında yapılan toylardan Anadolu’ya taşınan mizah, hayatına devam ederken cumhuriyet yıllarında At arabalarının Kamyon kasalarının süsü olan yazılar mizahın halk nezdinde bir ihtiyacın kendisini ifade etmesinin aracı olmuştur. Gazete sayfalarını süsleyen karikatürler, renkli televizyon ekranlarında yapılan gösteriler her zaman halkın dikkatle takip ettiği mizah mecraları olmuştur.
Tiyatro salonlarında koltuklarında oturup gülmeye hazır seyircilerini mizaha doyuran oyunlar ve oyuncular sanat ve irfan hayatımızın parçasıdır. Gülmek, güldürmek ve güldürürken düşündürmek insana has bir ihtiyaçtır. Gülmeyi, güldürmeyi hayatınızdan çıkarmayın. Mütebessim çehrelerin her zaman sevimli olduğunu unutmayalım.

Kaynaklar:
1.Atalay, Besim Divanü Lûgat’it Türk Tercemesi Türk Dil Kurumu yayını bilâ tarih
2.Ayverdi İlhan, Misalli Büyük Türkçe Sözlük Kubbealtı Yayınları S. 830 İstanbul 2010
3.Beyzadeoğlu, Süreyya A. Prof. Dr. Sünbülzade Vehbi M.E.B S.85 İstanbul 2004
4.Rosenthal, Franz Erken İslam’da Mizah Çeviren. Prof.Dr. Ahmet Arslan Divan Kitap 1.Baskı 2020
İstanbul
5.Rosenthal, Franz A.G. E
6.Kitabu’l Buhala Şule Yayınları İstanbul 2001
7.Ögel, Bahattin Prof.Dr. Türk Mitolojisi Türk Tarih Kurumu Yayınları II. Cilt S.77 Ankara 2010
8.Gökyay, Orhan Şaik Dedem Korkudun Kitabı Başbakanlık Kültür Müsteşarlığı Yayınları devlet Kitapları Birinci Basılış Milli eğitim Bakanlığı Basımevi İstanbul 1973
9.Çelebi, Seyyid Burhaneddin Nasreddin Hoca Latifeleri Burhaniye Tercümesi (Yazma Nüshanın Tıpkı Basımıyla Birlikte) BÜYÜYENAY İstanbul 2013
10.Rosenthal, Franz A.G.E
11.Can, Şefik Yunan Mitolojisi Ötüken yayınları 17. Basım İstanbul 2017
12.Musahipzade Celâl Eski İstanbul Yaşayışı Devlet Tiyatroları İç Eğitim Dizisi II. Cilt No: A-25 S. 14 Başdramaturgluk Ankara Temmuz 1986
13.Ahmed Rasim, Muharrir Bu Ya Devlet Kitapları M.E.B S.50 İstanbul 1969
14.Es, Hikmet Feridun Kaybolan İstanbul’dan Hatıralar S. 48 Ötüken 2.Basım İstanbul Temmuz 2013
15.Ahmed Rasim, A. G. E s. 52
16.Ahmed Rasim, Şehir Mektubları Haz. Ahmet Kabaklı devlet Kitapları M.E.B Basımevi İstanbul 1971
17.Reşad, Faik haz. Ahmet Özalp Külliyat-ı Letâif Kitapevi 2. Baskı İstanbul 1990
18.Sevilen, Muhittin Karagöz Kültür Bakanlığı yayınları/673 Klasik Trük Eserleri Dizisi/9 Ankara 1990
19.Sevilen, Muhittin Karagöz A. G. E
20.Ozan, Mehmet Rasim Harput Nasreddinleri Çayda Çıra Yayıncılık Bila Tarih Elâzığ
21.Çakmak, Yücel El-Aziz’in Azizleri İbretlik Azizler Çayda Çıra Yayıncılık Elâzığ Mart 2009
22.Kaygılı, Osman Cemal İstanbul’da Semai Kahveleri ve Meydan Şairleri Haz. Abdullah Akan 1. Baskı S. 7 Gram yayınları İstanbul 2016
23.Öngören, Ferit; Cumhuriyet Dönemi Türk Mizahı ve Hicvi Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları Yonca Matbaası S. 45 Ankara 1983

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ