BOP – BÜYÜK ORTADOĞU PROJESİ

BOP – BÜYÜK ORTADOĞU PROJESİ

Gıyasettin YILMAZ

İsrailoğullarının yeryüzünde her ne pahasına olursa olsun hayata geçirmek istedikleri yegane proje. Büyük Ortadoğu Projesi’ni hayata geçirmek için yapamayacakları hiçbir şey yoktur. Siyonistlerin en büyük hayali budur.
Peki BOP nedir?
Arz-ı mevud yani vadedilmiş topraklar.
Fırat ve Dicle arasındaki Mezopotamya bölgesi.
Anadolu’nun Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgelerini içine alarak Basra Körfesi, Kızıldeniz, Filistin, Gazze, Suriye, Irak ve Ortadoğu ile Afrika’daki bazı ülkelerin de içerisinde bulunduğu geniş cografyayı kapsayan toprak parçası.
İsrailoğulları’nın Mısır’da Firavun’un zulmü altındayken Hz. Musa (as) önderliğinde Cenab-ı Allah (cc) tarafından müjdelenen topraklara göç etmesi, akabinde ise İsrailoğulları’nın vadedilmiş toprakları beğenmeyerek yüz çevirerek isyankar olmaları, Samira’nın önderliğinde eski sapkınlılarına geri dönmeleri.
Kendilerine fesat “Yeryüzünde fesat çıkarmayın!” dendiğinde.
“Bizler islah edicileriz, İşittik ve asi olduk. (isyan edicilerdeniz)” Derler.
BOP’un güdümüne girerek onlara hizmet edenler sadece Yahudiler değil.
Asırlar boyunca Siyonistler kendi devletlerini kurmak için olmadık entrikalar çevirmişlerdir. Kendi devletlerini kurmanın önünde Osmanlı Devleti’ni engel olarak görmüşler ve devletin yıkılması ve Siyonist devletlerini kurmak için 1. Dünya Savaşı’nın çıkartılmasında büyük rol oynamışlar ve Osmanlı Devleti’ne karşı olan her hareketi desteklemişlerdir.
Osman Devleti’nin son dönemlerinde Selanik’te başlayan ayrılıkçı akımların temelinde de Siyonist yapılar vardır.
İttihat ve Terakkiciler, Jön Türkler, İngiliz Severler Cemiyetleri ve daha niceleri…
Osmanlı Meclis-i Mebusan üyesi milletvekilleri, paşalar… Emanuel Karasu, Mithat Paşa…
Lozan Barış görüşmelerinde İsmet İnönü’nün Baş Danışmanı Haim Naum (kendisi Mısırlı Yahudi Hahamı, din adamıdır)
2. Meclise seçilen ve çoğu Sebatayist olan (Sebatay Sevi; Selanikte yaşayan, BOP teoristyenlerinden) milletvekilleri.
İsrail’i devlet olarak ilk tanıyan Türkiye Cumhuriyeti’nin yöneticileri…
Siyonist devletin dünyaya tanıtımını sağlayan basın ve yayın kuruluşları, piyonları, yazarları,,,
Kendisini “İslamköylü” olarak lanse eden ve her fırsatta BOP’a hizmet eden “Baba”…
Türkiye’yi çağ atlattığı iddia edilen ve döneminde İsrail ile olan ilişkileri en üst seviyelere taşıyan, patroniçelerin vergi rekortmeni olduğu yöneticiler…
Özgürlük şairi, Karaoğlan, Kıbrıs Fatihi, Robert Koleji mezunu politikacılarımız.
Ali Kalkancı, Fadime Şahin ve benzeri şarlatanlar…
Türkiye’de ve dünyada din kisvesi altında örgütlenerek 15 Temmuz’u yaşatan din baronları ve onların uzantıları.
İspanya başbakanı ile birlikte BOP eş başkanlığını yürüten politikacılarımız
İŞİD, DEAŞ, PKK, PYD, PİJAK vb terör örgütleri..
……
Saymakla bitmez.
Çünkü siyonizmin binlerce yıllık kini ve projesi var.
BOP bunlardan sadece biri.

 

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 2 YORUM
  1. Zekeriyya diyor ki:

    Yazıyı yazanın ismi yok.Siyonizmin en önemli handikapı Türklerdir.Çünkü;İslamı en iyi yasayan demokrat karakterde,hürriyet ve istiklale timsal niteliğindedir. Turk tarihi sadece Osmanlidan ibaret değildir. Günümüz de siyinistlerle işbirliği icinde olanların dışında hayatta olmayanların bilgi vebelgelerlr ispatı gereklidir!

  2. GIYASETTİN YILMAZ diyor ki:

    1992 yılından beri işgal altında bulunan Dağlık Karabağ’da Tovuz’a Ermenistan’ın saldırması sonucunda Azerbaycan-Ermenistan savaşının başlamasına neden oldu.
    Savaş çıkmadan önce Azerbaycan’da Azerbaycan ordusu ile Türkiye müşterek tatbikatlar yaparak Ermenistan ve Fransa’nın başını çektiği işbirlikçilerine gözdağı vermek istese de Rusya ve Amerika’nın olaylara kayıtsız kalmaları sonucunda Ermenistan saldırılarını daha da artırdı. Sonuç olarak da savaş kaçınılmaz oldu ve Azerbaycan akıllı stratejilerle Ermenistan’ı savaş meydanında hezimete uğrattı. Ermenistan topraklarından her türlü yasaklı savaş cephane ve malzemelerini, PKK, YPD, ASALA vb. terör grupları, paralı askerleri, Rus, Fransız yapımı silah ve mühimmatları kullanarak Azerbaycan topraklarındaki sivil hedefleri vurdu. Saldırılar sonucunda 100’den fazla çoluk-çocuk, kadın-erkek, yaşlı-genç Azerbaycanlı Türk şehit oldu, 1000’lercesi de yaralandı.
    Azerbaycan ordusu sivil hedeflere sardırmamağa büyük özen gösterdi ve Ermenistan’ın askeri, lojistik ve stratejik hedeflerini nokta atışlarla imha ederek her geçen gün işgal altındaki topraklarının bağımsızlığını yeniden kazandırarak ilerlemesini sürdürdü.
    Minsk gurubunun 28 yılda masada çözemediği sorunu cephede üstünlük sağlayarak çözen Azerbaycan’ın bu başarısına temkinli yaklaşan Rusya için fırsatlar doğmuştu. Rusya bir yandan kendisi ile fikir ve görüş ayrılığı olan Ermenistan’ı, dolayısıyla Paşinyan’ı cezalandıracak, Ermenistan’ı ekonomik, siyasi ve askeri yönden zayıf düşürerek kendisine bağımlı hale getirirken diğer taraftan da Azerbaycan ve Türkî Cumhuriyetler ve Türkiye ile ılımlı politikalar geliştirerek müdahale edeceği anı bekliyordu.
    Rusya, daha önce Ermenistan tarafından sivil hedefler vurulup, katliamlar, ateşkes ihlalleri yaptığı zamanlarda sesini çıkarmayıp, savaşa müdahale etmemesi, Azerbaycan Ordusu’nun Dağlık Karabağ’ın tamamını işgalden kurtaracağı bir anda devreye girerek üstünlüğü kendi eline alması manidardır. Bu da gösteriyor ki Rusya, Dağlık Karabağ’ın tekrar Azerbaycan’ın kontrolüne geçmesini istememektedir.
    Rusya’nın kontrolünde Azerbaycan ile Ermenistan’ın imzaladıkları anlaşmada her ne kadar Ermenistan savaşı kaybetmiş gibi görünse de ateşkes ihlallerinin olup olmayacağının garantisi yok. Anlaşmayla Ermenistan’a zaman kazandırmak amaçlanabilir. Ayrıca Rusya Dağlık Karabağ ile Ermenistan sınırına kuvvetlerini konuşlandırarak bölgedeki egemenliğini artırmış olacak. Dolayısıyla Hazar Denizi’ni, Kafkasları, özellikle enerji kaynaklarını ve güzergâhlarını kontrolü altında tutmuş olacak.
    Cephede ve enformasyon alanında kazanılan bu başarılar ve işgalden kurtarılan – kurtarılacak topraklar bu anlaşma ile masa başında kaybedilebilir.
    Ermenistan anlaşmayı Rusya’nın baskısıyla güle oynaya imzaladı, imzalamak zorunda da bırakıldı. Ancak Azerbaycan’ın tüm Dağlık Karabağ’ı işgalden kurtarmak varken bu anlaşmaya yanaşmasının altında yatan faktörleri de göz ardı etmemek gerekir.
    Bir kere Rusya en önemeli faktör. Azerbaycan, Rusya’ya rağmen politika yürütemez. Her ne kadar Türkiye her yönüyle tam destek verse dahi Azerbaycan’ın ayağının yere sağlam basması için Rusya’ya muhtaç. Azerbaycan’ın önceliği kurtarılan işgal altındaki toprakların kontrolünü eline geçirmek ve Ermenistan’a dolayısıyla da Paşinyan’a yenilisini kabul ettirerek iyi bir ders vermek.
    Azerbaycan’ın masaya oturduğunda olmazsa olmazlarını ısrarla gündeme getirmesi gerekir. Bu hususta kesinlikle taviz verilmemeli.
    Şehri Şüheda Hocalı derhal işgalden arındırılarak Azerbaycan’a kayıtsız-şartsız devredilmelidir.
    Bir kere İşgal altındaki tüm Dağlık Karabağ toprakları tekrar Azerbaycan’a iade edilmeli.
    Ermenistan Lahey’de işlediği savaş suçlarından dolayı yargılanmalı, maddi ve manevi tazminatlara çarptırmalı,
    Paşinyan tüm Türk dünyasından özellikle de Azerbaycanlılardan özür dilemelidir,
    Nahcivan ile Azerbaycan arasında karayolu vb. ulaşım ve bağlantı sağlanmalı, buranın kontrolü Rusya ile birlikte Türkiye’de olmalı, kesinlikle BM güçleri bölgeye sokulmamalıdır.
    Türkiye sürecin içerisinde olmalı ve garantörlüğünü sürdürmelidir.
    Bölgede konuşlanmış olan tüm terör örgütleri, paralı askerler, Rusya’nın, ABD’nin, Fransa’nın, Yunanistan ve Güney Kıbrıs’ın destekleyip finansörlüğünü yaptıkları gruplardan bölgeden arındırılmalıdır,
    Azerbaycan aleyhine alınacak olan tüm kararlar kesinlikle kabul edilmemelidir,
    Azerbaycan’ın cephede şühedanın kanlarıyla işgalden kurtardığı kendi öz vatan topraklarını masada kaybetmemesi için, Türkiye ile birlikte güçlü bir strateji sürdürmelidirler.
    Azerbaycan-Ermenistan savaşında diplomatik, siyasi, askeri ve psikolojik kazanımlar elde eden Türkiye bu anlaşma ile kazandıklarını altın tepsi ile Rusya’ya sunmuş oluyor. Böylece Rusya, Kafkaslarda, bölgede ve dünyada büyük saygınlık kazanarak durumu lehine çevirmesini bilmiştir.
    Masada yapılacak tavizler sonucunda başa dönüp eyvah! Demeyelim.

BİR YORUM YAZ