Avanos Kızılırmak Gazetesi Haber Portalı Avanos Kızılırmak Gazetesi Haber Portalı - Tüm Haberler
Anasayfa arrow Tüm Haberler
A blog of all section with no images
BAŞSAĞLIĞI PDF Yazdır E-posta
Pazartesi, 21 Temmuz 2008

 Image

lçemiz sakinlerinden Osman GÜRDAL oğlu Emekli Sağlık Memuru  Şenol (EYÜP) GÜRDAL akşam

 
AVRUPADA Kİ AVANOSLULARDAN EĞİTİME BÜYÜK DESTEK PDF Yazdır E-posta
Pazartesi, 21 Temmuz 2008

Image

Avrupada ki avanoslular derneği ve kaymakamlığımız tarafından

ilçemizde ki okulara alınan akıllı tahtalar okullara monte edildi.

 
Trafik kazası 1 Ölü PDF Yazdır E-posta
Pazartesi, 21 Temmuz 2008

Image

Mustafa Karamıstıkoğlu Eşi Hayriye Karamıstıkoğlu' na

 

 
ÜRGÜP' TE CİNAYET 1 ÖLÜ PDF Yazdır E-posta
Pazartesi, 21 Temmuz 2008

Image 

Zeki DARTAR oğlu (mazotlu) İbrahim DARTAR

Ürgüp de tartıştığı kişi tarafından öldürüldüğü

 
AVANOS ESNAF ODASINDA TOPLANTI PDF Yazdır E-posta
Salı, 15 Temmuz 2008

ImageAvanos Esnaf Odasında; Avanos İle İlgili Toplantı Yapıldı...

İlçemiz siyasi parti ilçe başkanları ile yapılan toplantıda esnafın sorunları ve avanosla ilgili konular üzerine 14 Temmuz 2008 saat 10'da toplantı yapıldı. Toplantıya Avanos Esnaf ve Sanatkarlar Odası Başkanı Kemal ÇELİK, CHP İlçe Başkanı Aykut KUŞ, MHP İlçe Başkanı Muzaffer FİNAS, DSP İlçe Başkanı Mehmet Seyhan DURU, Emeğim Partisi İlçe Başkanı Mustafa TARLACI, Anavatan Partisi İlçe Başkanı Mehmet SARITAŞ, Demokrat Parti İlçe Başkanı Nurettin BAŞ Katıdı.

 
ARITILMIŞ İÇME SUYU 1 KASIMDA MUSLUKLARDAN AKACAK PDF Yazdır E-posta
Salı, 15 Temmuz 2008

ImageGeçtiğimiz yıl ihalesi yapılan su arıtım ünitesinden verim alamayan belediyemiz bu sene 6. ayda tekrar ihale açarak
ilçemizin su sorununu çözümledi.

Avanos Belediye Başkanı Dr. Mustafa KÖRÜKCÜ'nün verdiği bilgiye göre belediye olarak su sorununun biran önce 

 
SEYHAN DURU NUN BASIN ACIKLAMASI PDF Yazdır E-posta
Salı, 15 Temmuz 2008

ImageDEĞERLİ HEMŞEHRİLERİM

Uzunca bir zamandır Avanos kamu oyunda konuşulan zaman, zaman da vatandaşlarımızın şahsen sordukları benim de aydınlatmaya çalıştığım AVANOS’ u muzun içme suyu ile ilgili konuda sizlere bir basın açıklaması yapmanın zorunlu olduğunu gördüm ve konuyu tüm gelişmeleriyle  açıklama ihtiyacı hissettim.

 
Ermeni Meselesi 4 PDF Yazdır E-posta
Pazartesi, 14 Temmuz 2008
ERMENİ MESELESİ 1915 “ASILSIZ ERMENİ SOYKIRIM İDDİALARI” (4)
 
 Image
                                                               TEHCİR SÜRECİ
                                             NEDEN SEVK VE İSKAN EDİLDİLER?
    
     Tehcir:Ülke içinde bir yerden başka bir yere nakil anlamını taşır(Zorunlu göç)sevk ve iskan.
     2.Dünya savaşında Pasifik kıyılarındaki Japonların (Hiç eylemi olmamasına rağmen) güvenlik gerekçesiyle ABD’nin çeşitli vilayetleri,çöllere sürmüş,nakil sırasında bir çok Japon ölmüştür.
     Ermenilerin 1.Dünya savaşı öncesi ve sonrası eylemlerine bakıldığında Osmanlı devletinin güvenlik bakımından göçün zorunlu olduğu ortaya çıkar.(2)
     1.Dünya savaşında,Tiflis’teki Ermeni bürosundan 30 Kasım 1914’teki bildiride;”Dünyanın dört yanından Ermenilerin Rus Ordu saflarına katıldığı,Rus bayrağının Çanakkale ve İstanbul boğazlarında dalgalanacağı,Hıristiyan inancından dolayı acı çekmiş olan Türkiye Ermeni halkının Rus koruması altında yeni ve özgür bir hayata kavuşacağı vurgulanmıştır.(3)
     26 Şubat 1918’de Paris’te yapılan müttefikler arası müzakerelerde Ermeni Delegasyon Başkanı A.Aharonian tarafından da “1914-15-16 ve 17 yıllarında dünyanın her yerinden Ermeni gönüllüleri,Rus ordusunda düzenli asker olan kendi soydaşlarıyla birlikte omuz omuza savaşa katılmışlardır.Milletlerin özgürlüğü için savaşa katılan bu Ermenilerin sayısı 180.000’den fazladır.”şeklinde ifade edilmiştir.Rus,İngiliz,Fransız ordularında,Ermeni askerleri yer almıştır.Alman İstihbarat kaynakları,Şubat 1915 itibariyle 592 Osmanlı Ermeni’si ve 11.854 diğer Ermenilerden olmak üzere toplam 12.446 Ermeni’nin Fransız ordusuna alındığını bildirmektedir.Bunun bir sonucu olarak 1914-1918 yılları arasında ölen Ermenilerin adına anıt dikilmiştir.Fransızlar ayrıca Mısırda ki  istihbaratı ve elçiliği vasıtasıyla çeşitli işlerde kullanılabileceği özellikle silah altına alınabileceklerinin tespiti Fransız arşivlerinde mevcuttur.(3)
     İngiliz Mareşalı Allenby,Türkleri Şam’ın güneyinde yendiğinde yanında 8.000 Ermeni savaşçının mevcut olduğundan bahsetmektedir.
     Trabzon’daki Avusturya-Macaristan İmparatorluğu Konsolosu Moricz de,30 Ocak 1914’teki raporunda; “Ruslar,Ermenileri harekete geçireceklerdir.Bu maksatla çok para harcıyorlar,gizlice asilerin hizmetine silah sevk ediyorlar ve bir Ermeni ayaklanmasının patlak vermesine aracılık ediyorlar.(3)
     İstanbul’daki Avusturya-Macaristan İmparatorluğu Askeri Ataşesi Joseph Pomiankowski,
Ermeni_Rus ilişkisini şöyle açıklamaktadır. “Talat ve Enver Paşa,Ermenilerin düşman tarafını tutma veya Osmanlı Ordusuna düşmanca girişimde bulunmalarında şiddetli tedbir alacaklarını belirttiler,uyardılar.Buna rağmen Ermeniler düşmanla işbirliği ve Osmanlı Ordusuna saldırmaktan geri durmadılar.Başlangıçta Ermeni asker ve subaylar başlarında bir Ermeni Milletvekili olduğu halde Rusya’ya gittiler.Bunlar Rus sınırını geçen Ermenilerle birlikte Ermeni gönüllü alaylarına katıldılar.Rusların safında Türk hududunu geçerek Müslüman halka barbarca saldırdılar.Ermeni haydut çeteleri Osmanlı Ordusunun gerisine,ikmal kuvvetlerine,postalara ve bağımsız birliklere hücum ettiler.Türk hükümeti ve ordu ileri gelenleri,Ermenilerin genel bir ayaklanmaya girecekleri hususunda  endişe etmekte haksız değildi.Gerçektende bu isyan Nisan 1915’te Van’da patlak verdi.(3)
     1914’te Fransızlarda,Ermenilere Kilikya’da bir devlet için söz verdikleri,bunun için işbirliği yaptıkları arşivlerde belgelenmiştir.Murat dağı Ermenileri Kıbrıs’a naklederek kamplarda eğitip,kendi üniformasını giydirmişlerdir.(3)
     Aslında İngiltere ve Fransa başlangıçta İskenderun Körfezine çıkarma yapmayı düşünmekte ve Anadolu Ermenilerini silahlandırıp,ayaklandırmayı düşünmektedirler.Nitekim 12 Kasım 1914 günü İngiltere’nin Kahire’de ki diplomatik temsilcisi M. Chcetman,Dışişleri Bakanına gönderdiği telgrafta özetle, “Boghos Nubar Paşa,Türkiye ile reformlar konusunda anlaşmak için pek umudu kalmayan Kilikya Ermenilerinin,Adana,Mersin ve İskederun’a yapılacak bir çıkarmada müttefiklerin safında gönüllü olarak yer alabileceklerini,bölgenin dağlık kısımlarında Ermenilerinde silah ve cephane ile  donatılırsa Türklere karşı isyan edebileceklerini…..” ifade ediyordu.(3)
(2)Uz.Öğretmen Zekeriyya İlleez
(3)Prof.Dr.Yusuf Halaçoğlu
 
Ermeni Meselesi 5 PDF Yazdır E-posta
Pazartesi, 14 Temmuz 2008
 ERMENİ MESELESİ 1915 “ASILSIZ ERMENİ SOYKIRIM İDDİALARI” (5)
                                                    TEHCİR SÜRESİ
 Image                               NEDEN SEVK VE İSKAN EDİLDİLER (2)
 
     17 Ağustos 1914 Zeytun (Maraş) isyanının ardından,Rus Büyükelçisinin İngiliz Dışişleri Bakanlığı’na  yazdığı 24 Şubat 1915 tarihli yazıda “Zeytun’lu bir Ermeni’nin Kafkasya’da Kont Woronzoff-Dachkoff ile temas kurduğu,Türk ordularının ulaşım hatlarına baskın yapmak üzere 15.000 kişilik bir kuvvet topladıkları,ancak silah ve cephanelerinin yeterli olmadığı İngilizler ve Fransızlar tarafından İskenderun limanı üzerinden  bunun yapılabileceği….(3)
     Gerçektende Çanakkale savaşlarının başladığı 18 Mart 1915 tarihinden itibaren Van ve çevresinde Ermeni çeteleri yaptıkları baskınlarla sivil halktan pek çok kişiyi öldürmüşlerdir.Mahmudiye’de Müslümanları toplu olarak katletmişler,camileri ahır haline getirmişlerdir.(3)
     15 Nisan 1915’te Van,Çatak,Bitlis,Sivas isyanları başlayıp genişlemiş,cephelerde savaşan Osmanlı ordusunun bu durumundan faydalanan Ermeniler,Anadolu’nun çeşitli yerlerinde İç Anadolu’da da isyanlara başlamışlardır.Bunun üzerine Osmanlı devleti başta Patrik olmak üzere Ermeni ileri gelenleri uyarılmış,sert tedbirler alacaklarını ifade etmişlerdir.Osmanlı devlet yönetimi 24 Nisan 1915’te “acele ve gizli” kaydı ile vilayetlere,mutasarrıflıklara talimat göndermiştir.Bu talimatta Ermeni Komite Merkezlerinin kapatılması,evrakına el konulması ve komite ele başlarının tutuklanması gibi hususlar yer almakta idi. (3)
     İşte Ermeniler 24 Nisan 1915’teki Osmanlı devletinin,silahlanma,ayaklanma,isyan,katliam gibi insan onuruna sığmayan hareketleri önleyici tedbir kararı alınca,bu günü 24 Nisan gününü Ermenileri soykırım günü ilan etmişlerdir.(2)
     Mısır’da ki İngiliz Askeri Ofisine Dedeağaç üzerinden ulaştığı ifade edilenhaberde,24 Nisan 1915 gecesi üç Ermeni din görevlisi ile aralarında Ermeni gazetesi ”Puzantion” un sahibinin de olduğu toplam 1800 Ermeni yakalanmıştır.Tutuklular Ankara’ya gönderilecektir.Tutuklananların 500’ü Taşnak,500’ü Hınçak kalanları da Ramgavar partizanlarıdır.Denilmektedir.Tutuklanan Ermenilerin “Müttefik Ordularına hizmet eden  Ermeni gönüllüler veya Müslüman katliam sorumluları” olduğu İstanbul’da ki İngiliz Yüksek Komiseri Amirale gönderilen şifre telgraflarda da kaydedilmektedir.Aynı tutuklamaları Fransız Büyük elçiliğinden Ledoulx’un Dışişleri Bakanı Delcasse’ye gönderdiği raporda,25 Nisan’da Türk polisi tarafından çok sayıda Ermeni’nin tutuklandığını ,bunlar arasında doktor,din adamı ve müzisyen gibi önemli şahsiyetlerin mevcut olduğu bunlardan bir kısmının Taşnaksutyun ve Hınçak cemiyetlerinin üyeleri olduğu belirtilmektedir. (3)
     Esat Uras’ın ifadesine göre İstanbul’da oturan 77.735 Ermeni’den,İhtilallere katıldıklar tespit edilenlerden 2345 kişi tutuklanmıştır.Tutuklananlar Ayaş ve Çankırı cezaevlerine sevk edilmişlerdir.Buna rağmen isyanların devam etmesi üzerine,Almanya’nın da yönlendirmesiyle Ermenilerin savaş alanı dışında bulunan ancak Osmanlı topraklarında olanlar Suriye’ye nakli kararı alınmıştır.Bu durum Avusturya-Macaristan belgelerinde “Sert tedbirlerin alınmasın suçu Ermenilerindir.Ermeniler savaş başladıktan sonra Türk Memurlarına ve Türk Ordusuna karşı,akla gelebilecek her türlü düşmanca faaliyetlerde bulundular.Ayrıca Rusların gelmesinden sonra Van vilayetinde Müslümanları acımasızca katlettiler. (3)
     İsyanların durmaması üzerine Başkumandanlık ve Bakanlığın müracatı üzerine üç maddelik bir kanun çıkarılmıştır.Bu kanunla ordu ve bağımsız kolordu ve fırka kumandanlarına karşı koyma,silahlı saldırı ve mukavemet gösterenlere şiddet kullanılması;askeri kurallara aykırı davranışlarda bulunanlarla,casusluk ve ihanetleri söz konusu olacak köy ve kasabalar halkını ayrı ayrı veya topluca başka yerlere sevk ve yerleşim yetkisi verilmiştir.İşte 27 Mayıs 1915 tarihinde alınan “sevk ve iskan kararı” bu kanuna dayandırılmıştır. (3)
     Tiflis’ta çıkan Horizon Gazetesinin “Yıllık Görüş” başlığıyla1916’da yayınladığı isyanlar özetle şöyle değerlendiriliyor,
     1-“Hiç olmazsa Ermenilerin Zeytun,Vaspuragan,,Muş,Sason ve Karahisar’da isyan etmiş olmaları,
     2-Ermenilerin menfaatine Avrupa’da özellikle İngiltere’de düşünürler,yazarlar arasında
Parlamentolarda hareketler başlaması” bir başarı olarak nitelendirilmelidir.(3)
     Görüldüğü gibi,bu şekilde zorunlu göç öncesinde meydana gelen olayların bir isyan olduğu kabul edilmiştir. (2)
 
(2)Uz.Sosyal Bil.(Tarih)Öğretmeni Zekeriyya İlleez
(3)Prof.Dr.Yusuf Halaçoğlu
 
Ermeni Meselesi 6 PDF Yazdır E-posta
Pazartesi, 14 Temmuz 2008
 ImageERMENİ MESELESİ 1915 “ASILSIZ ERMENİ SOYKIRIM İDDİALARI” (6)
 
                                                       ZORUNLU GÖÇ
 
     Zorunlu göçten,Ermeni örgütlerine destek vermeyen Ermeniler sanatkarlar,iş adamları,askeri personel,yaşlı kadın ve erkekler ile kimsesiz çocuklar,Protestan ve Katolik Ermeniler muaf tutulmuştur..
     “Savaş ve olağanüstü siyasi zaruret dolayısıyla başka bölgelere nakilleri gerçekleştirilen Ermenilerin yerleştirilmeleri,yiyecek ve diğer ihtiyaçlarının temini hakkında talimatname.   
                                                                                                                GİZLİDİR.
     Özetle………..
Mad:1-Sevk o bölgedeki devlet memurlarınca yerine getirilecektir.
        2-Nakledilenlerin bütün kıymetli taşınabilirleri ve hayvanlarını birlikte götürebilecek,
        3-Sevk edilenlerin can ve malların korunması,yiyeceklerin sağlanması  yol üzerinde vilayet görevlilerine aittir.Sonuçtan görevliler sorumludur.
        4-Sevk edilenler yapılacak evler ve yeni oluşturulan yerleşim yerlerine,ziraat durumları da göz önüne alıp yerleştirilecek,
        5-Köy kurulamaz,boş alan bulunmazsa devlete ait çiftlik ve köylere yerleşecek,
        6-Kurulacak yerleşim yerleri Bağdat demiryoluna 25 km uzaklıkta olması şarttır.
        7-Yerleşenler nüfus kimlikleri,lakapları ile birlikte kayıtla,defter oluşturulacak,
        8-Yerleşen kimsenin,bağlı bulunduğu komisyonun bilgisi olmaksızın ve devletin güvenlik güçlerinden belge almadan başka yerlere (bölgelere) gitmesi yasaktır.
        9-Yerleşenlerin,yiyecek ve içeceklerinin temini,muhtaçların evinin yapılması hükümet tarafından karşılanacaktır.
       10-Yerleşenlerin,yiyecek,içecek , barınmaları ve sağlık konuları muhacir komisyonuna aittir.
       11-İhtiyaçların karşılanması için memurların atanması Valilere aittir.
       12-Yerleşenlerin özelliklerine göre toprak verilecektir.
       13Arazi verilmesi,muhacir komisyonuna aittir.
       14-Arazi işleri kayıt vs. düzenli defter oluşturulacaktır.
       15-Ziraat yapan,sanat sahibi olanlara sermaye,alet-edevat verilecektir. (3)
    
 
     Sevk edilenlerin geride bıraktıkları emlâkları için talimatname:
     Özetle,
        1-Geride kalan emlâk ve araziler emlâk-ı Metrûke komisyonlarına verilmiştir.
        2-Geride kalan bina,eşya vs. idare komisyonunca mühürlenip,muhafaza altına alınacaktır.
        3-Muhafaza altına alınan kıymetli eşyalar emniyetli depolarda korunacaktır.
        4-Sahibi belli olmayan eşyalar köy adına muhafaza olunacaktır.
        5-Bozulması muhtemel eşya ve hayvanlar satılıp,bedelleri sahibi adına mal sandıklarına verilecek,sahibi belli olmayanlar,kasaba ve köy sandıklarında korunacaktır.
        6-Kiliselerde ki eşya , resimler ve Kitab-ı Mukaddes deftere kaydedilip,kilisenin bulunduğu köy halkına,yerleşim mahalline hükümet tarafından ulaştırılacaktır.
        7-Emlâk ve arazilerden elde edilecek mahsul müzayede de satılıp,mal sandıklarında korunacaktır.
        8-Vekalet olarak bırakılanlar için işlem yapılmayacaktır.
        9-Yerleşenler köylerde ki mevcut bina ve eşyaların korunmasından sorumludur.
      10-Dükkan,han,fabrika,hamam vs. gelir getiren muhacir yerleşmeye elverişli olmayan binalar idare komisyonlarınca müzayedeyle satılacaktır.
      11-Emlâk-ı Metruke idare komisyonları,mevcut emlâk ve arazinin korunması ve hesap işlerinden sorumludur.(3)
     Ayrıca bu talimatname dışında 29 Mayıs 1915’te zorunlu göçle ilgili:Sevk’in gayesi,(özetle)
 Ermenilerin(hükümet aleyhine) amaçlarına ulaşmalarını,(Ermenistan teşkilini)takiplerini önlemektir.Bu kimselerin imhası söz konusu olmadığı gibi sevk esnasında kafilelerin emniyeti sağlamak,iaşeleri için her türlü tedbir alınmalıdır.Daha önceden belirtildiği üzere,asker aileleri,sanatkarlar,Protestan ve Katolik Ermenilerin sevk edilmemesi kesin olarak kararlaştırılmıştır.Ermeni kafilelerine saldırıda bulunanlara veya saldırıda önayak olanlara Jandarma ve memurlar hakkında şiddetli kanuni tedbirler alınmalı,bu gibiler derhal azledilerek divan-ı harbe teslim edilmelidir.Bu gibi olaylardan vilayetler ve sancaklar sorumlu tutulacaktır.(3)
(3)Prof.Dr.Yusuf Halaçoğlu
 
Ermeni Meselesi 7 PDF Yazdır E-posta
Pazartesi, 14 Temmuz 2008

ImageERMENİ MESELESİ 1915 “ASILSIZ ERMENİ SOYKIRIM İDDİALARI” (7)
 
                                                       KİMLER NAKLEDİLDİ ?
 
     Osmanlı arşivlerinde ki bir çok belgelerde,kimsesiz kadın ve çocuklar,yaşlılar,sanatkarlar,ordu görevlileriyle,komitelere üye olmayan Protestan ve Katolik mezhebi mensupları sevk edilmemişlerdir.
     İstanbul ve Batı Anadolu’da ki Ermeniler,örgüt üyeleri hariç tamamının tehcir dışı tutulduğu görülmektedir.
     Tehcir kapsamı dışında kalanlar hakkında bir rapor yazan Almanya’nın Halep Konsolosu,”Batı Anadolu’da 27.200,İstanbul ve Edirne’de 164.000,Suriye,Filistin ve Bağdat’ta 13.500 olmak üzere toplam 204.700 sürgünden  muaf tutulduğunu” bildirmektedir. (3)
     Bizzat sevkiyat güzergahında görev yapan Amerika’nın Mersin Konsolosu Edward 1.Nathan, 11 Eylül 1915 tarihli raporunda sevki bütün zorluklara karşı,hükümet son derece intizamlı bir şekilde idare ettiğini,şiddete ve intizamsızlığa yer vermediğini,göçmenlere yeteri kadar bilet sağlandığını,muhtaç olanlara yardımda bulunulduğunu ifade etmiştir. (3)
     ABD’nin Halep Konsolosu Jakson’ın Büyükelçi Morgentheau’ya gönderdiği 8 Şubat 1916 tarihli raporunda “Fransız arşivlerine de girmiş” “500.000 Ermeni’nin Suriye’de ki  iskan bölgelerine vardıklarını “ belirtmiştir. (3)
 
                                        NE KADAR ERMENİ SEVK EDİLMİŞTİR ?
 
     Bugün Ermeni diasporasının veya onlara yakın kimselerin yayınlarında 1 milyon(1.000.000) Ermeni’nin tehcir edildiği söylenmektedir.
     Osmanlı arşiv kayıtlarında Ermenilerin sayısı 450.000 civarında verilmektedir.Bu sayı Zenop Bezciyan ve Boghos Nubar paşa tarafından da doğrulanmaktadır.
     Boghos Nubar paşa savaşın bitiminin ardından,11 Aralık 1918’de Fransa Dışişleri Bakanı M.Gout’a gönderdiği raporunda Kafkasya ve İran dahil Ermeni sürgünlerinin toplamı 600-700.000 olarak vermektedir.Bunlardan Kafkas ve İran’a kendiliğinden göç eden 290.000 Ermeni çıkarılırsa zorunlu göç eden 400.000 in biraz üzerinde olduğu ortaya çıkar. (3)
     Konya’dan Wilfred M.Post’dan W.Pect’e gönderilen mektupta “…Demiryolu çalışanların bildirdiğine ve başka kaynaklara göre Pozantıdan 500.000 sürgün geçiş yaptı “ deniliyor.
     Henry Morgentheau hatıratında bu 500.000 rakamının Ermeni Protestanlarının vekili Zenop Bezciyan’la görüşmesinden şöyle aktarıyor;Ermeni Protestanların vekili Zenop Bezciyan uğradı.Schmavonian kendisini benimle tanıştırdı. Okul arkadaşıymışlar.Şartlar hakkında bana çok şeyler anlattı.Zor’daki Ermenilerin hallerinden çok memnun olduklarını söylemesine şaşırdım.,işlerini kurup,hayatlarını kazanmaya başlamışlar bile…Bana çeşitli kamplarda nerelerde olduğunu gösteren bir liste verdi ve yarım milyon kişinin buralara nakledildiğini sandığını söyledi.Kış bastırmadan onlara yardım edilmesi gerektiği hususunda ısrarlıydı…(3)

Tehcire  tâbi tutulan nüfus: Tehcir edilenler 438.758
                                                 Tehcir bölgesine varanlar:382.148
     Bazı Ermenilerin savaşın hemen öncesinde ve savaşın başlamasını müteakip bir yolunu bularak değişik ülkelere göç ettikleri görülmektedir.Mesela 1899’dan 1914 yılına kadar ABD’ye
Giden 51.950 Ermeni göçmenden ayrı olarak  Kafkasya’ya 250 yada 450 bin Ermeni’nin kendiliklerinden  göç eden Ermenilerin ulaştıkları rakamlar araştırmacılar için dikkat edilmesi gereken husustur.
     Alman kaynaklarından Kafkasya’ya giden Ermenilerden 139.000’ nin bulaşıcı hastalıktan ve açlıktan öldüğünü bildiriyor.
     Ermeni kayıplarıyla ilgili olarak Osmanlı arşiv belgelerinde,bazı eşkıya guruplarının saldırısı sonucu 6.500-7.000 Ermeni’nin öldürüldüğü kayıtlıdır.
     Savaş şartlarında 1915-1918 yılları arasında dokuz Osmanlı ordusunun dört yıl içindek kaybı yaklaşık(Hastalık+Yaralanma,ölüm) 401.859+59.462=461.321 dir.
     Kafkasya’dan savaş nedeniyle Anadolu’ya sürülen Müslüman halktan 1.5 milyon kişiden 700.000 i Anadolu’ya gelebilmiştir. (3)
(3)Prof.Dr.Yusuf Halaçoğlu

 
Ermeni Meselesi 8 PDF Yazdır E-posta
Pazartesi, 14 Temmuz 2008
ERMENİ MESELESİ 1915 “ASILSIZ ERMENİ SOYKIRIM İDDİALARI”  (8)
 
   Image                                     TEHCİR  GİDERLERİ VE YARGILANANLAR
                                                        TEHCİRİN MALİ YÜKÜ
 
     Ermenilerin Suriye’ye nakillerinin 1.Dünya savaşı devam ettiği ve Osmanlı devletinin üç cephede savaştığı sırada meydana gelmesini dikkatle değerlendirilmesi gerekir. (2)
     ABD’nin Halep Konsolosu J.B. Jakson 8 Şubat 1916 Amerikan Büyükelçisi Henry Morgentheau’ya gönderdiği raporda,486 bin kişiye harcanan para ve yardım listesi sunulmuştur.Bu listeye göre:Şam,Maan ve çevresinde 100.000,Hama ve köylerinde 12.000,Hums ve köylerinde 20.000,Rakka ve köylerinde 10.000,Deyri Zor ve köylerinde 300.000 kişinin yerleştiği anlaşılmıştır. (3)
     İhtiyaçların temini için Talat Paşa tarafından İskan-ı Aşârı ve Muhacirîn Müdürü  Şükrü Bey bizzat görevlendirilmiştir. 1 Eylül 1915 tarihli şifre telgrafta sevkte ihtiyacın karşılanması için Konya’ya 400.000,İzmit sancağına 150.000,Eskişehir sancağına 200.000,Adana vilayetine 300.000,Halep vilayetine 300.000,Suriye vilayetine 100.000,Ankara vilayetine 300.000,Musul vilayetine 500.000 kuruş olmak üzere toplam 2.250.000 kuruş tahsis edilmiştir. (3)
     7 Eylül 1915 4.ordu komutanı ve Suriye vilayetine 10.000 lira 8 Kasım 1915 Dahiliye nezaretinden Halep’e 600.000 kuruş,ayrıca Eskişehir’den de 200.000 kuruş gönderileceği belirtilmiştir.(3)
     Savaş sebebiyle her yerde olduğu gibi göç yerlerinde de üretim çok düşmüş,her şey için sıkıntıya düşülmüştür.
     1914-1915 Mali yılında Osmanlı bütçesi 3.401.200.396 kuruş olan bütçenin  %44’ü Düyûn-u Umûmiyye’ye aittir.Kalan kısmın 102.716.036 kuruşu Dahiliye Nezaretine verilmiştir.Tehcir masrafları sebebiyle,tahsisat yetersizliğinden Osmanlı Ordularının bazı birlikleri terhis edilmiştir.!
     Osmanlı belgelerine göre Osmanlılar tarafından gerçekleştirilen,yiyecek,barınma,nakil,sağlık harcamaları gibi olanlar dışında doğruda nakdî yardımlar,
                                                   1 Eylül 1915’te 2.250.000 kuruş
                                                   7 Eylül 1915’te 10.000 lira (116.900 kuruş)
                                                   8 Kasım 1915’te 800.000.kuruş
                                                     Toplam:            3.166.900 kuruş olup bunlara diğer masraflar dahil değildir.İskân-ı Aşâir ve Muhacirin Müdüriyet-i Umûmiye’sinin bütçesinin1915’te 10 milyonda 78 milyona,1916’da 200 milyon kuruşa çıkması,ziraat,sağlık ve diğer masraflara harcanması Osmanlı devletinin çok zorda olmasına rağmen ne kadar itina gösterdiğini belirtmektedir. (3)
 
                                                  
                                                TEHCİR SUÇLULARI
 
     Tehcir talimatnamesinin 3.mad. “Sevk’te Ermenilerin can ve malları korunması,yiyecek ve rahatların sağlanması yolları üzerinde vilayet görevlilerine aittir.” Bu maddenin uygulanması konusunda soykırım iddiacılarının şüphesi vardır.Osmanlı devleti 3.maddenin uygulanıp,uygulanmadığını tetkik için komisyonlar oluşturmuştur.Misal,Mahkeme-i İstintak 1.Reis Asım Bey’in başkanlığında,Anakara vilayeti Mülkiye Müfettişi Muhtar Bey ileİzmir Jandarma Mıntıka Müfettişi Kaymakam Muhiddin Bey’den oluşan bir heyet Adana,Halep,Suriye,Urfa,Zor ve Maraş bölgelerinde tetkik ve tahkikat yapılması sağlanmış suçlu görülenler Divan-ı Harbe sevk edilmiştir.Mesela Gürün Kaymakamı Şuayb Efendi ile ilgili,Talat Paşa imzasıyla Sivas’ta bulunan tahkik heyeti  Reisi Mazhar beye gönderilen yazıda “Gürün Kaymakamı Şuayb Efendinin bildirilen uygunsuz durumuna binâen Divan-ı Harb-i Örfi’ye tevdiî münasiptir.” Buna bağlı olarak “Vilayetçe de Mumaileyhin eli işden çekdirilmesi” yani görevden alınması bildirilmiştir.Misaller çoğaltılabilir. (3)
     1915 yılı sonundan itibaren mahkeme süreci başlatılmış olup,mahkemeye verilenlerin sayısı 1673’e çıkmıştır.Vilayetlere göre; Amasya 2,Ankara 148,Bitlis 29,Canik 89,Diyarbakır 70,Eskişehir 29,Halep 56,Hüdavendigâr 21,İzmit 28,Kayseri 146,Konya 16,Elazığ 249,Niğde 8,Sivas 579,Suriye 27,Urfa 170 idi (3)
     19 Şubat-12 Mart-22 Mayıs 1916 sonuçlandırılan yargılamalara göre,67 kişi idama,524 kişi hapse,68 kişi kürek,para,paranga ve sürgün cezalarına çarptırılmıştır.227 kişi berat verilmiş,4 kişi velilerine teslim edilmiş,624 kişi hakkında işlem yapılmamış,109 kişinin mahkemesi sürmekte.(3)
     Bunlar içerisinden528 kişi asker,polis ve Teşkilat-ı Mahsusa elemanı,170’i sıhhiye müdürü,tahsildar,kaymakam,Belediye reisi,sevk memuru,telgraf müdürü,nüfus memuru,Emval-i Metruke reisi gibi kamu görevlileriydi 975 kişi ise çete mensubu halktan kimselerdi.(3)
     İskan-ı Aşair ve Muhacir Müdüriyeti Umumiye bütçesinin tehcir kararından sonra artırılması,hükümetin Nisan ve Mayıs 1915 tarihinden önce tehcire dair bir planın olmadığını ortaya koyarken,mahkeme kararları da Ermeniler hakkında iddia edildiği gibi bir etnik temizlik veya “soykırım” olarak nitelendirilebilecek bir düşüncenin olmadığını ortaya koymaktadır.
     Bizzat Talat Paşa imzası ile mahkemeye sevk yazılarının yazılması olaya ne kadar önem ve itina gösterdiklerini belirtmektedir.(3)
(2)Uz.Sosyal Bil.(Tarih)Öğretmeni Zekeriyya İlleez
(3(Prof.Dr.Yusuf Halaçoğlu
 
Ermeni Meselesi 9 PDF Yazdır E-posta
Pazartesi, 14 Temmuz 2008
ImageERMENİ MESELESİ 1915 “ASILSIZ ERMENİ SOYKIRIM İDDİALARI” (9)
 
                                    TEHCİRİN SOYKIRIM HUKUKU İLE İLİŞKİSİ
 
     Soykırım,9 Aralık 1948 tarihli “ Soykırım suçunun önlenmesine ve cezalandırılmasına ilişkin Birleşmiş Milletler Sözleşmesi” tanımlama:
          1-Ulusal,ırksal yada dinsel bir grubun ,toptan veya bir bölümünün yok etme niyetiyle,bir grubun üyelerini öldürmek,
          2-Bir grubun üyelerine bedensel ve ruhsal ağır zarar vermek,
          3-Bir grubun hayatının fiziki çöküşünü sağlayacak ortamı hazırlamak,
          4-Bir grubun çocuk sahibi olmasını engellemek,
          5-Bir grubun çocuklarının zorla bir başka gruba verilmesini sağlamak (3)
     Batılı ülkelerin soykırım iddialarına karşı 27 Mayıs 1915’te talimatnameler “sevk ve iskan “ ve uygulanması en güzel cevaptır.(2)
     Nazi Almanya’sının Yahudileri toplama kampları ve imhası ile Osmanlı devletinin sevk ve iskan talimatnamesi ve uygulanmasını karşılaştırmak isabetli olacaktır.
         1-Osmanlı,Nazi uygulaması aksine,savaşı fırsat bilip isyan eden,destek veren,düşman ülkelerle anlaşan belli bir coğrafyadakiler nakledilmiştir.Osmanlı devletine karşı silahlı eylemde bulunmayan,bütün gruplarla işbirliği yapmayan Katolik,Protestan,yaşlı,kadın ve çocuklarlardan (300-500 bin) yerlerinde bırakılmıştır.
     2-Anadolu’daki bütün Ermeni nüfus hepsi Suriye’ye sevk edilmiş kendi köy ve kasabalara yakın yerlere yerleştirilmiştir.
     3-Nakledilenler Osmanlı coğrafyasında yerleştirilmiştir.Göç hazırlığı için bir hafta ile  15 gün arasında süre verilmiştir.(Naziler evlere baskınlar yapıp,sorgusuz-sualsiz toplama kamplara götürmüşlerdir.)
     4-Göç edenlerin tüm ihtiyaçları “Muhacirin Tahsisatından” karşılanmış gerektiğinde ek ödenek gönderilmiştir.
     5-Sevk sırasında Osmanlı ordusunda bulunan Ermeni askerler,sevk edilmeyerek geri hizmetine alınmıştır.
     6-Nazilerin toplama kamplarının aksine,sevk edilenlere toprak verilmiş,ziraat desteği alet,edevat verilmiş,evler yaptırılmıştır.
     7-Nazi kamplarının aksine,sevk ve iskan yerlerine hastaneler kurulmuş,sağlık hizmetleri gerçekleştirilmiştir.
     8-Kimsesizler ve yetim çocuklar,yetimhane veya zengin ailelerin yanına yerleştirilmişlerdir.
     9-Saldırılara karşı Jandarma görevlendirilmiş,ihmal ve istismar edenler Divan-ı Harbe verilmiş,cezalandırılmıştır.
   10-Zorunlu göçten kurtulmak için Müslümanlığı kabul ettiklerini söyleyenler göç ettirilmiş,çıkarılan bir yasa ile  eski dinlerine dönebilecekleri bildirilmiştir.
   11-Savaş,kuraklık,çekirge istilası gibi sebeplerden tarladaki ürünlerin kaldırılamaması ve salgın hastalıklardan dolayı  çeşitli yardım kuruluşlarının ve devletlerin  yardımları kabul edilmiştir.
   12-Savaşa sona ermesiyle  “Geri dönüş yasasıyla” göçenlerin geriye dönenleri,Ermeni Patrikhanesinin tespitlerine göre(Sevr öncesi) tehcir kapsamı dışında olan  ve geri dönüş yapanların miktarı 644.900 olarak belirtilmiştir.
     Yukarıda belirtildiği gibi hiçbir şekilde soykırım söz konusu değildir.(3)
     Başka bir tutarsızlık Ermeni nüfusu,soykırım iddiası ile öldürüldüğünü belirtilen sayılar arasında ki çelişkidir.Önce 600 bin,daha sonra 800.000 veya 1.5 milyon  diye belirtirken Ermeni Patrikhanesinde diğer ülkelere göçenler hariç,Anadolu’da yaşayan ve dönenler 644.900 olarak verilmektedir.
     İstanbul İngiliz büyükelçiliğinin 1922 itibariyle bütün dünyada ki Osmanlı Ermenilerin sayısını 1.200.000 olarak göstermekte,bu durumda 1.5 milyon Ermeni’nin öldürüldüğünü iddia edenlere şu soru  sorulabilir.Katledildiği iddia edilen Ermeni sayısı 1.5 milyon olupta 1.200.000 Ermeni nasıl hayatta kalmıştır? Keza hastalığa bağlı olmaksızın bu kadar çok Ermeni öldürülmüşse bu Ermenilere ait toplu mezarların olması gerekmez mi?Bu durumda en az 3000 ile 5000 arasında toplu mezarlar  olurdu ki Anadolu’nun her tarafında toplu mezarların çıkması gerekirdi. (3)
     Mesela,Nazi Almanya’sında katledilen Yahudiler gizlenebilmiş midir?Varsayalım Anadolu’dakiler gizleniyor.Bu durumda Suriye’de kamplarda öldürüldüğü iddia edilen Ermenilerin toplu mezarları neden tespit edilmiyor ve niçin dünya kamuoyuna sunulmuyor.? Aslında bu soruların cevabı,soykırım olmadığı,ancak 1915 olaylarının Ermeni Diasporası tarafından siyasi nitelikte çarpıtılıp,abartılı,uydurma propaganda malzemesi yapmasını apaçık gösteriyor. (3)
     Osmanlı devleti tarafından hiçbir şekilde,sistemli,organize katletmenin olmadığını,buna karşın göçün meşakkatinden ve hastalıklardan bir çok Ermeni’nin hayatını kaybettiği sonucu ortaya çıkıyor. (3)
     İşte Ermeniler tarafından ortaya atılan soykırım iddialarına karşılık tarihi belgeler ışığında konunun tartışılması teklifleri,sürekli reddediliyor ve bilimsel çalışmalara yaparak çözüm yolları aranması yerine,ayrı fikri savunanların kendi aralarında yaptıkları toplantılarla,konu daha da kemikleşiyor,doğma haline getiriliyor.Dolayısıyla propaganda çarkı acımasızca dönmeye devam ediyor,bilim ve gerçekler,siyasi tercihe kurban ediliyor.(2)
     Şayet tarihte ki her toplu ölüm olaylarını” soykırım “ olarak nitelendirirsek,hiçbir devletin toplumunun böyle bir vebalin altından kalkması mümkün değildir.Mesela 1914-1915’te başta Erivan olmak üzere Kafkaslardan sürgün edilen Türk ve Müslüman muhacirler yine 1877-1878 Osmanlı-Rus savaşı,1912 Balkan savaşı 5.5 milyon  insanın Balkanlardan Anadolu’ya sürgünü ile hastalıklar,ölüm vs. “soykırım” kabul edilmesi gerekir.1992’de Azerbaycan ile Ermenistan arasında ki savaş sırasında Hocalıda ki meydana gelen olaylar,yani Ermeni güçlerince kadın,yaşlı ve çocuk ayırt etmeksizin 613 kişinin katledilmesi ve bu savaş sırasında bölgede yaşayanların sürgün edilmesi,halen 1 milyon Azeri Türklerinin zor şarlar altında yaşaması 1948 BM(Birleşmiş Milletler) ler soykırım tanımına uyar.
     Buna benzer olmak üzere 1960-1963 ve 1974 ‘ te Kıbrıs Türklerine yapılan Rum katliamlarını da aynı kategoride değerlendirilmelidir.Keza Fransa’nın önce Cezayir’de 1.5 milyon Cezayirliyi,1994 yılında ise800.000 Ruandalı’nın katledilmesini,İngiltere’nin 1788-1938 yılları arasında Avustralya’daki yerli halk Aborjinlerin sistematik bir şekilde yok edişini,Norveç’in 1920-1930 yılları arası etnik gurup Tater kızlarının kısırlaştırılmasını,İsviçre hükümetinin 1926-1973 yılları arasında Çingene çocuklarını ailelerinden zorla alınıp asimile etmesini soykırım olarak nitelendirmek kaçınılmazdır. Örnekleri çoğaltmak mümkündür. (3)
     Bosna’da ve Hocali’de olduğu gibi herkesin göz önünde meydana gelen olaylar dışında, tarihe mal olmuş olayların,tarih metodolojisi  kuralları  içinde araştırılmalı ve bu araştırmalar ışığında bir sonuç ortaya konulmalıdır. (2)
(2)Uz.Sosyal Bil.(Tarih)Öğretmeni Zekeriyya İlleez
(3)Prof.Dr.Yusuf Halaçoğlu
 
Ermeni Meselesi 10 (Sonuç) PDF Yazdır E-posta
Pazartesi, 14 Temmuz 2008
ERMENİ MESELESİ 1915 “ASILSIZ ERMENİ SOYKIRIM İDDİALARI” (10)
 
 Image
                                                                   SONUÇ
 
     Uzun yıllar  Ermeni Diasporasının yürüttüğü etkili bir propaganda ile  bugün dünyada geniş bir kitle Ermeni Soykırım iddialarını benimsemektedir.Ülkemizde gerek aydın kesim,gerekse kamuoyunda gerekli çalışma ve bilgilendirme gereken düzeyde değildir.Avrupa Birliğinin Türkiye’ye tarih vermesiyle başlayan baskılar Türk Tarih Kurumunun gerçekleştirdiği yabancı arşiv araştırma sonuçları belli bir ölçüde,iddiaların geçersizliği konusunda,somut delilleri kamuoyuna sunmayı sağlamıştır.Buna karşın dünya ülkeleri Ermeni Diasporasının siyasi propaganda etkisinde  kalan ülkeler hem parlamentolarında asılsız soykırım iddialarını kabul etmeleri,aynı zamanda bu asılsız soykırım iddialarının ders kitaplarına girmesine sebep olmuştur.
İddia Tarih metodolojisi içinde ispat edilmelidir.Bu konuda 2004 yılında merkezi Viyana’da bulunan Viyana Ermeni – Türk  Platformu’nun her iki ülke bilim adamlarının bir araya getirme teşebbüsü,Temmuz 2004’te 100’er belge değişimi gerçekleştirilmiş olmasına rağmen,Ermeni tarafının muhtemelen Türk tarafına verilen dosyanın Ermeni iddialarının çürütecek nitelikte olması dolayısıyla,toplantıdan son anda vazgeçmesi  üzerine başarısızlıkla neticelenmiştir.(3) Türk devlet adamlarının her iki ülke tarihçilerinin araştırma yapma teklifleri de Ermeniler tarafından reddedilmiştir.Çünkü,önceden bahsettiğimiz gibi soykırım olmamıştır.Ermenilerin elinde somut ve doğru belgelerle ispat imkanları olmadığı için Tarih Metodolojisi içinde değerlendirmeden kaçıp siyasi propaganda yapmaktadırlar.(2)
     Türk-Ermeni ihtilafında ki tarihi gerçek en yakın şekilde M.Sachar,1969 yılında yayınladığı Orta Doğunun Doğuşu adlı kitabında ki şu cümle önemlidir.”Bütün o savaş yıllarında hiç kimsenin,Ermenilerin bile Türkler kadar kanı akmamıştır.Artık savaş yılları sona ermiştir. (3)
     Ama psikolojik savaş devam etmektedir.2.Dünya savaşından sonra Ermeniler dünyada dağılmış,kaybolma durumuna gelmiş olan Ermeniler kendi kimliklerini etkin bir şekilde ortaya çıkarmak için çok etkili olan,kendilerinin varlığını bütün dünyaya duyurarak bir strateji geliştirmek istediler.Stratejilerini Türkiye,Türkler ve Osmanlı üzerine asılsız soykırım iddialarını öne sürerek dünya kamuoyunun dikkatini çekmektir.Tabiî bu strateji,önceden de kullandıkları bu topluluğun emperyalist devletler üzerinde etkili olmalarını sağlayacak ve böylece,dağınık bulunan Ermeni toplulukları sahip oldukları kapital ve siyasi güçlerini birleştirmeye muvaffak olacaklardı.(2)
     Türk Milleti,bugün dünyada sözü edilen her alanda Türkiye’nin karşısına çıkan Rum,Ermeni,Yahudilere  tarih boyunca hep iyilik yapmış, “Mora’da Bizans Despotlarının elinden Rum halkını kurtarmış,Avrupa’da 1482’de ve 2. Dünya savaşında Yahudiler katledilirken ,Müslüman Türkler kucağını açmış,11.yüzyılda  Müslüman Türkler karşısında gören dağınık bir şekilde olan Ermeni gurupları bizi Bizans’ın zulmünden kurtarın diye yalvarmışlar,Müslüman Türklerin Anadolu’ya gelişini bayram sevinci ile karşılamışlardır.Ermeni Tarihçisi Urfalı Matieus,Müslüman Türkler daima kendi dışında ki  inanca sahip olanlara hep hoşgörülü,iyi davranmışlardır,demiştir.(2)Osmanlıda en sadık gurup olarak görülen Ermeniler, “Anadolu’da Bizans zulmünden yok olma durumuna  gelmişken “ askere giden Müslüman Türk’ün ailesini emanet ettiği,birlikte aynı bardaktan su içtiği,aynı tastan çorba içtiği,birlikte ağlayıp,güldüğü bir zamanda,emperyalist devletlerin kışkırtmaları ile de “Besle kargayı,oysun gözünü misali”  800-850 yıl birlikte yaşadıkları topraklarda ihanet edip,düşmanla birlikte olup,arkadan hançerlemişler birçok Müslüman Türk’ü öldürmüşlerdir.Ardından da asılsız soykırım iddiaları ile emperyalist devletlerin işine geldiği şekilde  Türkiye’yi hedef almışlardır.Ermenilerin esas amacı, tarih biliminden kaçarak,kapital ve siyasi gücünü kullanarak,çeşitli saptırmalarla,psikoloji savaşı ve baskı ile üç (T) yi kabul ettirmektir.
     Birinci T.Olmayan soykırımı kabul et,TANI
     İkinci T. TAZMİNAT ÖDE
     Üçüncü T. Kendilerinin olduğunu iddia ettikleri yerleri,  TERKET  (2)
     Doğu Anadolu’da isyanla olurken,Kayseri de Ermeniler toplanır,gerçekte devlet kurabilme şansı var mıdır?Büyük devletlerle işbirliği ne sonuç getirecektir?Tartışırlar.Şu karara varırlar.Doğu Anadolu ya bir kişiyi (Ermeni’yi) görevlendirip,araştırma,inceleme yapmasını,Ermeni devleti kurma şansı varsa ayakta fotoğraf çekinmesini,yoksa;oturmuş şekilde  fotoğraf çekinip göndermesini isterler.Bir müddet sonra fotoğraf gelir.Ancak fotoğrafta ki kişi,ne ayaktadır,ne de oturmuştur.Yatmış bir vaziyettedir.Gönderen kişi fotoğrafın arkasına not düşer.Devlet kurma gibi bir şey yok,büyük devletler kendi amaçları doğrultusunda bizi kullanıyorlar.(2)
     Daha sonra Amerika’dan bir mektup gelir.Mektup Osmanlı istihbaratının eline geçer.Kayseri’de araştırma yapan yetkililer mektubu çözer.Mektupta senet,para,kişilerden bahsedilirken “Senetler, para,kişiler,yerler” şifreli bir şekilde isyanı ifade eder.Kayseri deki güvenlik güçleri isyan olsa da aldıkları yerinde tedbirlerle önler. (2)
     11.yüzyıldan itibaren Anadolu ya giren Müslüman Türkler,Bizanslılarla yapılan bir savaşta 
Bizans komutanı esir düşer.Ermeni din adamı (Papaz) savaşı siz kazansaydınız nasıl davranacaktınız?der.Bizans komutanı yine aynı şekilde diye cevap verir.”O zaman ,Ermeniler Hıristiyan olmalarına rağmen ,dini inanç ve diğer konularda Bizans yöneticileri halka baskı ve zulüm yaparak hakimiyetlerini devam ettirmekteydiler.”Ermeni din adamı(Papaz),Türk komutana döner,zafer sizin,siz nasıl davranacaksınız ?der.Komutan.;Müslümanlar nasıl yaşıyorsa aynı şekilde,Hıristiyan topluluklarda hoşgörü içersinde ibadetlerini serbestçe yerine getirip,diğer haklarını da serbestçe yaşayacaktır.,der.Bunun üzerine  işte Müslüman Türklerin farkı,Bizans’a, göre adaletli,hoşgörülü bir davranış…….(2)
     Bizler Osman Gazinin oğlu Orhan Gaziye;Oğlum halkını hoşnut tut,adaletli davran öğüdünü bilen,Bizans’ı fetheden Fatih’in hepiniz korumam altındasınız,Müslümanlar nasıl yaşıyorsa sizlerde öyle yaşayacaksınız fermanını yayınlayan,Türk atalarının çocuklarıyız.Tarihimizi bilmeliyiz.Tarihimize saygı duymalıyız.Tarihte hiçbir başka millete nasip olmamış şekilde en az 57 devlet kurmuş ahfadın çocuklarıyız.(2)
     Büyük Atatürk’ün “Tarihi yazanlar yapanlara sadık kalmazsa,saygı duymazsa tarih tahrif(Bozulur) olur.” Sözü gerçekten tarih bilimi açısından önemlidir.Çünkü tarih bilimi diğer bilimlerin anasıdır..(2)
     Tarihi tarihçiler,tarih metodolojisi içinde değerlendirmez veya siyasiler karar verirse,tarihi yapanlara saygı duyulmaz.İşte Ermenilerin istediği şekilde tarih tahrifle şekillenir.Her şeye rağmen sabırla,kararlılıkla tarihimizin aydınlığını Müslüman Türk olmanın gurur ve şuuru ile bütün dünyaya sunacağız.Orta çağ kafasında olan karanlık,emperyalist kafaları dün olduğu gibi bu günde aydınlatacağız.(2)
     2.Dünya savaşında ve sonrası (Stalin dönemi)Türkleri Sibirya’ya süren Rusya,Keşifler sonrasında Amerika’ya yerleşen Avrupa orijinli (İng,Fr.İtal.İsp.Port.Holl….gibi) devletler ve milletleri,İnka,Aztek(Maya) Medeniyetini yok etmişler,büyük bir etnik kıyımla ABD’yi ortaya çıkarmışlardır.Sırpların Müslüman Boşnakları öldürmeleri,Rusların,Çeçenleri yok etme politikaları, İsrail’in bölgede ki Filistinli çocukları öldürmeleri gibi olaylar,Batının,kendisini insan hakları şampiyonu gösterenlerin gerçek yüzünü,karanlık ortaçağ kafasını göstermektedir.
     Bizler madde ile güçlü,mana ile güçlü olarak,mazlum milletlere de örnek olacak şekilde o karanlık kafaları aydınlatacağız.Emperyalizmin dünya hakimiyetini yok edip,gerçek barışı,gerçek sevgi,gerçek dostluğu muhakkak gerçekleştireceğiz.Müslüman Türk’e bu yakışır.Atatürk’ün deyimi ile “Ne mutlu Türk’üm diyene.” (2)
(2)Uz.Sosyal Bil.(Tarih)Öğretmeni Zekeriyya İlleez
(3)Prof.Dr.Ysusf Halaçoğlu
 
Dini Kullanma PDF Yazdır E-posta
Pazartesi, 14 Temmuz 2008
  Image DOĞU VE GÜNEYDOĞU ANADOLU DA    DİN’İ KULLANMA
 
 
          Din;İnsanları iyiye,güzele,doğruya yöneltmek için,Allah’ın Peygamberleri aracılığı ile göndermiş olduğu ilahi kurallar bütünüdür.
          Bazı değerler vardır,siyaset üstü değerlerdir.Din ve Atatürk bu değerlere örnek verilebilir.Din ilahi kurallar olarak,siyasetin malzemesi olmamalıdır.
          Din ve kuralları birtakım çevreler tarafından kendi güç ve etkinliklerinin devamı için kullanılmıştır.Halkın kendine itaatkar olması için,hassas olan bu inanç bütünlüğünü, bir takım insanlar kendilerine bir makam tahsis ederek,şahsi ikballeri için kullanmışlar ve halende kullanmaktadırlar.
          İnsanları birbirlerine yaklaştıran ve aydınlatan ilahi kurallar,ülkemizin temel değerleri ile çatışır gibi göstererek devlete karşı aksiyon kitle oluşturmaktadırlar.
          Her zaman dini anlama ve güzel yaşama için İslâm alimlerine ihtiyaç vardır.İslâm’ın akla ve mantığa uygun anlatılması,daha coşkulu ve düzenli yaşanmasını sağlar.
          İslâm’ı doğru ve düzenli olarak aktaran,müminlerin saygı duyduğu İslâm alimlerinin ünvanını,geçmişten kendisine miras gören Şıh’lık makamı ile toplum etkilenmekte ve yönlendirilmektedir.İslâm’da ruhbanlık yoktur.Doğuda ve Güneydoğuda halk İslâmiyet’i öğrenmekten ziyade,Şıh ve birtakım ünvanlar din hakkında her şeyi bildikleri kanaati vardır.Onlar ne söylerse halkta onları yapar.İnsanımızın,saygı ve sevgi duyguları bu insanlar tarafından kullanılarak,toplumu istedikleri gibi yönlendirirler.
          Doğu ve Güneydoğuda ki sosyal yapıyı,kendi amaçları doğrultusunda kullanmaktadırlar.Ağa’yı ve Şıh’ı ele geçiren güçler,istedikleri gibi bunları kullanırlar.Böylece,bölgede kolayca isyan,terör hareketlerini de destekleyerek amaçlarına ulaşmak isterler.
           “Şıh’ı olmayanın Şıh’ı şeytandır.” Sözü ile oluşan grupları,güya tebliğ ve ikazla,belirli şahısların denetimine iterler.Oysa İslâm da ruhbanlık olmadığı için Allah ile kul arasına kimse giremez.Dolayısıyla Allah’ın insanlara bahşettiği akıl ve düşüncesiyle kişi, yaşayışını kendi tanzim etmekle mükelleftir.Çünkü,hesabı kendi verecektir.İslâmi yaşayışta teslimiyet sadece,Allah’adır.Bununda en güzel örneği,Peygamber efendimiz ve yaşayışıdır.
          İslâm bilginlerine,insanları aydınlatan mürşitlere saygılı olunmalıdır.Hatta bu değerli insanlar,bazı konuları öğrenme kaynağı olabilirler.İnsanları aydınlatan bu mürşitlerin kitapları,ilmi çerçevede,iletişim araçları vasıtası ile yaptıkları açıklamalar önemlidir.Ancak insanımız merak ettiği konuları öncelikle arayıp,bulup,inceleyip okumalıdır.Yinede güvendiği kişilere danışmalıdır.Kendisi yeterli bilgiye sahip olmalı ki konuşulanı,söyleneni hangi amaçla söylendiğini anlasın.
          Şıh’lar da kendilerine tabi olan insanların da ilmi bilgi ve saygınlığa kavuşmasını istemezler.Çünkü o insanlar üzerinde ki etkisi ve otoritesi azalır.Bunun için kendi bulunduğu yerde,ağa ile birlikte işbirliği yaparak orta Çağ Avrupa’sında ki gibi saltanat sürerler.
          Dinini bilen,Allah’ın bahşetmiş olduğu akıl ve düşüncesiyle hür düşünüp,karar veren bir yapıya sahip olunması gerekir.Ağa-Şıh’lık ilişkisini kırmak için,gerçekten eğitim önemlidir.Bu konuda;alanında donanımlı,bilgili,çevresinde saygı uyandıran din adamları,bulundukları yerde aydınlatıcı olmalı.İslâm alimleri her fırsatta halkı aydınlatmalıdır.Bulundukları alanı,Ağa ve Şıh ittifakına ve farklı kültürdeki misyonerlere bırakmamalıdırlar.Devlet bu din adamlarına maddi ve manevi desteği vermelidir.
          İşte;insan,kendi akıl ve düşüncesiyle karar verip,yaşamalıdır.Kul’a değil Allah’a teslim olmalıdır.Devlete karşı değil,bağlı olmalıdır.Ağalar ve Şıh’lar kendi hakimiyetlerinin devamı için emperyalizmle ve terörle işbirliği yapabilir.Ama kendi kararını,kendi verebilen bir iradeye sahip olan insanı elde etmek kolay değildir.
          Emperyalist güçler,bir taraftan Müslümanları rahatsız eden tavırları ülkelerinde sürdürürken,diğer taraftan ülkelerini şirin göstererek,ülkemize zarar veren akımlara göz yumarak,güçlenmesini,ülkesine gittikleri zaman problem olmasını isterler.Bir taraftan tahrik,diğer taraftan teşvikle oluşan  ve ülkemize zarar veren akımları işaret ederek Tavşan’a kaç,Tazı’ya tut misali,kardeşlik,birliktelik ve dirlik duygularını hasara uğratarak,toplumun çabuk etkilenebilecek hale gelmesini sağlarlar.Oluşan sorunun çözümü konusunda da öneriler ve şartlar sunarlar.Amaç,çözüm değildir.İç karışıklığı gerçekleştirmek,devlete karşı aksiyon oluşturmaktır.
           İşte;insanlar fikri hür,vicdanı hür,irfanı hür bir şekilde yaşayarak,iradelerine sahip olurlar.Böylece emperyalizme maşa olma yerine,onurlu bir şekilde yaşama hakkını yerine getirirler.
          Sonuçta;düşünmeden karar veren değil,Şıh’a bağlı olunursa cennetin anahtarı geleceği safsatasına inanmayan,terörün ve emperyalizmin uşaklığına karşı çıkan bir anlayışta olan;ayıran değil,birleştiren,akıl ve düşüncesiyle karar veren,devletine bağlılığını her fırsatta gösterebilen insanlar çoğalmalıdır.
           Saygıdeğer İslâm alimleri,din adamları,tıpkı Milli Mücadelede ki gibi çalışıp,zihinleri aydınlatıp,nefsine hakim olan,ruhunu gerçekten sultan yapan insanları hayata kazandırmalıdırlar.Değil mi!
 
Doğu ve Güneydoğu Anadoluda Eğitim PDF Yazdır E-posta
Pazartesi, 14 Temmuz 2008
ImageDOĞU VE GÜNEYDOĞU  ANADOLU DA  EĞİTİM
 
          İnsanlar doğduğundan itibaren,eğitim,öğretim,öğrenim görmektedir.Belirli yaşa gelince de örgün eğitim görmektedirler.
          Gerçektende toplumların,milletlerin gelişmişliği eğitim seviyesi ile ölçülür.Eğitim ve öğretim bakımından gelişmiş toplumlar,medeniyet yarışına katılabilen veya katılmaya cesaret edebilen toplumlardır.Statükocu toplumlar,beyin,zihin ve düşünce bakımından gelişmemiş toplumlardır.Bir takım güçler,zaten de pek gelişmesini istemezler.Çünkü;kendi hegemonyalarını kaybetmek istemezler.Bunun için iki yüzlü davranışları sergilerler.
          Şuurlu,bilinçli,sorumlu,bilgili,iyiyi kötüyü bilen,doğruyu yanlışı ayırt eden,güzel ile çirkin arasında tercih yapabilen olgun insanlar her zaman aydınlık yarınların sönmeyen ışıkları ve güneşidir.Cehaletin karanlığını yırtan,aydınlıkta mutluluğu yakalayan insanlar bu insanlardır.Tabii ki toplumda bu insanların sayısı çoğaldıkça emperyalist ülkelere uşaklık yapma imkanı kalmayacaktır.
          Ülkemizde,Anayasamızın 42.maddesinde “Herkes eğitim ve öğretim hakkına sahiptir.”der.1739 sayılı Milli Eğitim Temel Kanununda belirtilen esas ve amaçlar doğrultusunda eğitim ve öğretim gerçekleştirilmektedir.
          Ülkemizin her karış toprağı,her çakıl taşı,her köşesi bizim için cennet mekan değerinde kutsaldır.Türkiye Cumhuriyeti Devleti sınırları içinde yaşayan herkes,bizim kardeşimizdir.Eğitim ve öğretim faaliyetleri,ülkemizin her yerinde yapılmakta,uygulamada da her yerde eksiklik bulunmaktadır.
          Eğitim ve öğretim faaliyetlerini,etkinliğini bir takım güçler engellemeye çalışıyorsa,bunda muhakkak ihanet kokusu vardır.Çünkü bu güçler,aydınlanmış zihinleri etki altına alıp,yönlendirip,kullanamayacakları için,eğitim kurumları ve öğretmenleri istemezler.
          1979-1980’li yıllarda,sınıf öğretmeni bir arkadaşım,Siirt’in Kurtalan ilçesinin bir köyünde görev yapmaktadır.Kayseri-İncesu’dan olan Dursun Sarı adında ki arkadaşım,köyde rahat olmadığını,ve sürekli rahatsız edildiğini ifade ederek,birlikte gidip eşyaları alıp getirmemizi istedi. Bir taksi tuttuk,birlikte gittik.Köyün,yolu asfalt,yolun hemen kenarın da devlet tarafından bir okul yaptırılmıştır.Devlet okulun yanına bir evli ve bir de bekarlar için lojman yaptırmıştır.Ancak burada sorun, eğitim ve öğretim yapılması konusunda öncelikle GÜVENLİK sorunudur..
           Okulun sınıflarını arkadaşım,Türk Bayrağı,Atatürk resimleri ile süslemiş,heyecanlı bir şekilde eğitim ve öğretim peşinde,ancak; başta köy muhtarı olmak üzere tehdit edilmektedir.Muhtarda kendisinin tehdit edildiğini ifade ederken, gerekçe; “Türk Bayrağı,Atatürk ve Türk dilinin öğretilmesi” devlet ve millet bütünlüğüne karşı tavırdır.
           Diğer taraftan,bir düdük sesi gelir.Baktım ki daha ileri bir köyden bir taksi ve içerisinde üç erkek bir bayan olmak üzere bir grup,Diyarbakır’a eğlenmeye gittiklerini ifade ederler.Arkadaşım hayıflanır.Gördüğüm manzarada,arkadaşım fikir ve düşünce bakımından bizimle aynı olmadıklarını ifade eder.Ben de şunu söyledim.Şimdi bunlar batı’ya gittiklerinde,doğu şöyle geri,böyle geri diyerek,kendilerini de kahraman havasına sokarlar.Oysa arkadaşım,Türkçeyi öğretme,Türk dili ile ilim ve irfan öğretme peşinde…Diğerleri alem ve keyif peşinde…!
           Buralarda bir çok,eğitimci,öğretmen arkadaşlarımız,zihinleri aydınlatma,ilim ve irfan öğretmek için mücadele etmişlerdir.Bir çok kardeşimiz,şehit olmuştur.Amaçları nedir?İnsana hizmet,insanı yüceltmek,insanı mutlu etmek çabası….karşılığı kalleşçe,kurşunlarla şehit edilmesi..İman ve itikadı olanlar için şehitlik önemli bir mertebedir.
          Terör,arkasında ki ağa babaları,emperyalist ülkeler ve onun uşaklığını yapan kimi siyasi uzantılar,şehitlik mertebesini başkalarına yakıştırırken,acaba Türk öğretmeni insan değil mi…Onlar için insan hakları yok mu?
          Eğitim sorununu çözmek için,bütün olumsuz tepkilere rağmen, planlı ve düzenli  yatırımlara devam edilmektedir.Esas olanda zaten zihinlerin gelişmesi,Türkiye Cumhuriyeti Devletinin maddi ve manevi değerlerine sahip çıkarak,yükselmesi için çalışmaktır.
          Ülkemizi bölmek ve parçalamak isteyenler hem buralara yatırım olmuyor diye,kasıtlı propagandalar yapmışlar,hatta bu zararlı mikroplar,devletin siyasi partilerine sızarak,doğunun makus talihi adı ile,Avrupa’ya sürekli şikayette bulunmuşlardır.Emperyalist olan Avrupa ülkeleri,bunu fırsat bularak amaçlarına uygun politikalarını uygulamışlardır.Uygulamaya da devam etmektedirler.
          Bunlar şikayet ederler,amaç; kendilerine yakın,devlete karşı tepkili taban oluşturmaktır.Hem de yapılan okullar ve diğer eğitim kurumlarında,eğitim ve öğretim faaliyetlerini istemezler! Çünkü;;Zihinleri aydınlanmış nesilleri kandıramazlar,kullanamazlar.İşte burada devlet halkın eğitim ve öğretim hakkının da gerçekleşmesi için otoritesini kurmalıdır.Eğitim ve öğretimim gerçekleşmesi için,eğitim kurumları ile birlikte,eğitim ve öğretim mensupları ve halkın GÜVENLİĞİNİN SAĞLANMASI çok önemlidir.
            İç, dış hain güçler,eğitim ve öğretim istemezler..Çünkü;eğitim her problemin çözümünde temel panzehirdir…
 
DOĞU VE GD ANADOLU DA Ekonomi PDF